Makaleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Makaleler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Temmuz 2009 Cuma

Farkındayım, farkındayım...

İnsanın “kendini arayış yolculuğu”nda patikalar hep aynı, sorular benzer... Kıvrımlar farklı olsa da, istikamet net!

Elif Şafak’ın ‘Aşk’ını okurken, geçmişten tanıdığım bir simayla karşılaştım. Görmüşlüğüm vardı ama anlamaya çalışmamıştım o zamanlar. Derken, Ahmet Ümit’in ‘Bab-ı Esrar’ını aldım elime, Şems’i daha iyi tanımak için... Mevlana’nın insanlığı saran felsefesini bulmak istiyorsam, onu bilmeliydim önce. ‘Bildiğimiz Mevlana’yı yakan ateş ondaydı. Aşk’ı ve Bab-ı Esrar’ı hızlıca okudum. Elif Şafak ve Ahmet Ümit’te farklı farklı anlatımlar görünce, bu beni Şems’in kendi yazdığı kitaba; yani ‘Makalat’a götürdü. Mevlana ile olan diyaloglarını kendisinden dinledim...

Yedi yüzyıl önce sorduğu sorular, bugünkülerden ne kadar da farksızdı... Makalat’ın 117’nci sayfasında Şems, “misyonu, vizyonu ortaya koymak yerine yalnızca sahip olmak” isteyenleri kınayarak, yol gösterici sıfatıyla anlatıyordu: “Dünya lokması için ne diye ilim tahsil edersin? Bu ip, insanı o kuyudan çıkarmak içindir. Yoksa yapışıp da başka kuyulara inmek için değil. Sen daima, acaba ben kimim, diye düşün. Hangi cevherdenim, niçin geldim, nereye gidiyorum? Aslım neredendir, şu anda neredeyim, yüzümü nereye çevireyim?..

İş dünyasında kariyer yapmak isteyen insanların destek aldığı sorular da bunlardır aslında. Şu anda neredeyim? Dünyadaki rolüm ne? Nereye ulaşmak istiyorum? Kimlerden destek alabilirim?.. Kariyer danışmanları da, adayların bu sorulara yanıt bulabilmesi için var. Şems de bir nevi kariyer danışmanı değil miydi Mevlana’nın?

Sonra, Okan Bey ile Kuzguncuk-İsmet Baba’da yaptığımız, ayaküstü sohbet geldi aklıma. Bireylerin iş yapma biçimini değerlendirmiş, “yalnızca para kazanmak için” çalışanları anlayamadığımız noktasında aynı fikri paylaşmıştık. Para, insanın kendini ifade etme çabasında yalnızca aracı olabilirdi, asıl olan varlık gösterebilmek değil miydi? Kendini ortaya koyabilmeyi başaran, kendiliğinden gelen kazanımları da toplardı ki yolda...

Nereye ulaşmak istediğini, dünyadaki rolünün ne olduğunu bilirse insan, geriye kalan olsa olsa teferruat sayılırdı. Bu süreç önce kendini tanımayla başlıyordu, hep de öyle başlamıştı. Tüm bunları kurgularken, bir Sezen Aksu şarkısı eşlik etti düşüncelerime. Kendini seçemiyorsun / Bırakıp kaçamıyorsun / Yazmadığın bir hikayede / Uzun ya da kısa vadede / Az biraz keşfediyorsun. Farkındayım, farkındayım...

Boğaz’da yankılanan ses
Gezek, İstanbul Boğazı’nda bir başka oluyormuş. Geçtiğimiz hafta, ‘Aynı Rota’ ismiyle gerçekleştirdiğimiz gezide çok eğlendim, çok eğlendik. Ağzına sağlık, Sabri Abi. Bursa gezeği, Bursalı perakendecilerin bir saatlik gecikmelerine rağmen, kutlamamıza keyif ve renk kattı. Biz ‘Eski Dostlar’ı söylerken, Sinan Bey ve Emre’nin de bize eşlik etmesi ne iyiydi...

Sadece senin sesin değil, Boğaz da bir başka güzeldi o akşam. Perakendeciler Federasyonu Başkanı Şeref Songör, “Boğaz’da katıldığım onbirinci gezi ama hava hiçbir zaman bu denli dingin ve huzur verici olmamıştı” derken, Üçge Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Gökçin Aras ile girdiği derin sohbetten çıkmıyordu. Yemek davetimizi duymuyordu.

Misafirlerimiz, ellerindeki fotoğraf makineleri ile milyon kere hapsedilmiş suretin, “ilk kez çekilecek” anını yakalamaya çalışıyordu...

Amaç güzeldi, katılım güzeldi, hava güzeldi, ama en güzeli; Boğaz’da yankılanan sesti! Eski dostlar, eski dostlar...

İyi tatiller
Bizim şirkette, satış departmanındaki arkadaşlar, “Herkes tatile çıkmış, kimseye ulaşamıyoruz” diyor. Madem durum böyle, tatile çıkanlar için sımsıkı bir Ataol Behramoğlu dörtlüğünü paylaşmak, boynumuzun borcu oldu:
“Kucakladın mı sımsıkı kucaklayacaksın arkadaşını,
Kavgaya tüm kaslarınla, gövdenle, tutkunla gireceksin.

Ve uzandın mı bir kez sımsıcak kumlara
,
Bir kum tanesi gibi, bir yaprak gibi, bir taş gibi dinleneceksin...”


İyi tatiller, yüzünüz hep gülsün.

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Aşk'ın "Şems" karakterinden 10 iş kuralı



Elif Şafak'ın 'Aşk' isimli kitabını okudum geçtiğimiz hafta. Yazarın, Ella ve Aziz'in aşkını Şems ve Mevlana üzerinden paylaşması, dünyevi aşkı ilahi aşka atıflarla şekillendirmesi; keyifle okunabilen bir romanı, dersler çıkarılacak bir kaynak kitaba dönüştürmüş.

Aşk'ın en önemli kahramanlarından biri olan Şems'in "kırk kuralı"ndan alınacak çokça ders var. Bunlar arasından, iş dünyası için de geçerli olabilecek "on kuralı" sizinle paylaşmak istedim.

1. Etkin iletişim kur
Şems, Altıncı Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu, dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

2. Sabırlı ol
Şems, Dokuzuncu Kural: Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları, sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

3. Değişim istiyorsan, zor olacağını baştan kabul et
Şems, Onbirinci Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
Şems, Ondördüncü Kural: Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun, hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

4. Harekete geç
Şems, Yirminci Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek, beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

5. Farklılıkları anla ve saygı göster
Şems, Yirmibirinci Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpa tıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

6. Düşünce ve eylemde aşırılığa kaçma
Şems, Yirmiüçüncü Kural: Yaşadığımız hayat, elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi, oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi, eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde…

7. Yalnızca yaşadığın anın önemli olduğunu unutma
Şems, Yirmisekizinci Kural: Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi, daima şu anın hakikatini yaşar.

8. Bireyselliğini önemse
Şems, Yirmidokuzuncu Kural: Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, "Ne yapalım, kaderimiz böyle"deyip boyun bükmek, cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin ne de hayat karşısında çaresizsin.

9. Asla vazgeçme, kendini yenile
Şems, Otuzsekizinci Kural: "Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpa tıp tekrarıysa, yazık! Her an, her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

10. Bütünü gör ve kendini muhteşem akışa bırak
Şems, Otuzdokuzuncu Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz. Her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her sufi için bir sufi daha doğar.

Tüm bunların üstüne, bir kural da benden olsun.
11. Yüzünüz hep gülsün.

16 Kasım 2008 Pazar

Çocuklardan Öğrenin

Yine yıllar önce yazdığım bir yazı. İnternette bu yazımın ne hale geldiğini anlamak için küçük bir tarama yaptım ve yine aynı şeyle karşılaştım. Yazının başlığı da, yazarı da, kendisi de evrim geçirmiş. Neyse, işimizin başında olduğumuza göre, bundan sonra sıkı takipçi olacağız. Ne demiştik, paylaşmak güzel ama emek sahibini işaret ederek!

Yazıda bir iki değişiklik yaparak yine sizlerin beğenisine sunuyorum. Keyifle okumanız dileğiyle.
Yüzünüz hep gülsün.

Ergün Güler

****

Çocuklardan Öğrenmek

Bir insanın kalitesini anlamak istiyorsanız, sorduğu sorulara bakın.
Ergün Güler


Bu ne?
Ne demek?
Neden böyle?
Nasıl? ...

Yukarıdaki soruları sıkça duyabileceğiniz yaş grubu 3 ile 7 arasında değişiyor. 3 ve 7 diyorum, çünkü 7 yaşından sonra okul hayatı başlıyor ve bireylerden sormak, sorgulamak yerine her şeyi ezberlemeleri isteniyor. Eğer belirtilen yaşlar arası soru sorulmasaydı, dil gelişmez ve basit bir eylem olan cümle kurmak bile imkansız olurdu. Bunun yanı sıra , soyut olguları anlamak bir yana, farkında olunmazdı. Kısacası soru sormayı unuttunuz yada gereksiz bilgileri ezberlemeniz istendiği için soru sormaktan vazgeçtiniz.

Bugün geriye kalan hayatınızın ilk günü olduğuna göre, soru sormayı hatırlamak için geç kalmış sayılmazsınız. Eğer sormayı bilmezseniz, başarma şansınız hiç yok gibi.

Biri bana başarıya ulaşmak için ne yapmalıyım diye sorsa, ona şu cevabı verirdim; "Başarıya ulaşmak için üç kapı vardır. Birinci kapı inanmak, ikinci kapı istemek, üçüncü kapı ise harekete geçmektir. Bu kapıların anahtarı ise soru sormaktır."

Soru sormaya kendinizden başlamalısınız. Neyim, neler yapabilirim, ne zaman yapabilirim, nasıl yapabilirim, kimlerden destek alabilirim? Ardından çevrenize soru sormaya başlamalısınız. Eğer bunu yapmazsanız, ömrünüzün sonuna kadar içi boşaltılmış kelimelerden cümlecikler kurmakla uğraşırsınız.

Soru sormaya başladığınızda, doğru soru sormanın zorunluluğu hissedeceksiniz. Çünkü yalnızca doğru sorular, sizi hedefe ulaştırır.

Kendi zekânızı yeterli görmeyin. Çevrenizdeki insanların beyinlerinden de yararlanın. Onlarla konuşun, bilgiler alın ve bu bilgileri kendi başarılarınız için kullanın.

11 Kasım 2008 Salı

Zihin Haritası Yöntemi

Ergün Güler


Not almak, planlama yapmak yada fikir üretmek için en iyi yol, liste şeklinde uzun uzun yazmak gibi görünüyordu... Ta ki insan beyni üzerinde yapılan çalışmalar bizim yazımızın da konusunu oluşturan zihin haritası yöntemini ortaya çıkarıncaya dek!

Yazının devamını okumadan şimdiden renkli kalemlerinizi ve hayal gücünüzü hazır duruma getirmenizi öneriyorum. Çünkü, bu yöntemi kullanmayan insanların yaptığından farklı olarak, beynimizin iki tarafını da aktif duruma geçirmek için çalışmalar yapacağız. Nesneleri (olguları) simgeleyen yazı karakterlerinin ötesine geçip, onları canlandıracak ve böylece sağ beynimizin çalışma performansını artırmaya çalışacağız.

Aşağıdaki bölümde, zihin haritası yöntemi ile ilgili pekçok bilgi aktaracağız. Sırasıyla, bu yöntemin nerelerde kullanılabileceğini anlatacak, daha sonra nasıl hazırlanacağından bahsedeceğiz. Ardından, bu yöntemi kullanmanın yararlarından söz edecek ve bu yazı için hazırlamış olduğumuz bir zihin haritası örneği ile yazımızı noktalayacağız.

Şimdi devam edelim...

Zihin Haritası Nerelerde Kullanılır?

Zihin haritasından söz edildiğinde, genellikle hızlı not tutma yöntemiymiş gibi algılanır. Ancak gerçekte kullanım alanı çok daha geniştir. Aşağıdaki bölümde, örnek kullanım alanlarının bazılarından söz edilmektedir. Tavsiyem, benim burada önerdiklerim dışında, bu yöntemi kullanabileceğiniz diğer alanları tespit edin ve hemen kullanın.

Kullanım Alanları;

Hedef Oluşturma : Günlük işlerinizde, haftalık planlamalarınızı yaparken yada orta ve uzun vadeli hedeflerinizi planlarken zihin haritasından yararlanabilirsiniz. Ana hedefi merkeze alıp, dallar yardımı ile alt hedefleri belirleyebilir ve bunları sağ beyne has yöntemle şekiller kullanarak hatırlamayı kolaylaştırıcı hale getirebilirsiniz. Sonra, alt hedeflerin alt başlıklarını çıkartarak birbirleriyle ilişkilendirebilirsiniz. Göreceksiniz ki, satır satır yazma yöntemine inat, daha önce hiç aklınıza gelmeyen ilişkiler bulacaksınız.

Toplantı Hazırlığı : Toplantıya girmeden önce, üzerinde durmak istediğiniz konuları bu yöntemle belirleyebilir ve toplantıda kullanmak üzere tek bir sayfada görselleştirebilirsiniz.

Sunum Hazırlığı : Sunum yapmak, pekçok kişi için kabustur. İnsanlar, topluluk önünde konuşmaktan, söyleyeceklerini unutmaktan, velhasıl hata yapmaktan çok korkarlar. Bu yöntem, sunum hazırlıkları sırasında, aktarılacak konuların belirlenmesi, birbirleri arasında ilişkilendirme yapılması ve akılda kalıcı anahtarların tespit edilmesi açısından önemlidir.

Raporlama : Herhangi bir konuda rapor hazırlayacağınız zaman da, bu yöntemden yararlanmak etkili bir çözüm olacaktır. Sizden istenen rapor, açık ve detaylı olabilir. Ancak, zihin haritası yöntemi, bu açık raporu yazmadan önce konuyu toparlayarak, raporunuzun etkililiğini artırmanıza yardımcı olacaktır.

Birleştirme : Birbirleriyle benzer birkaç kitap, rapor vb.'nin belleğinize tam olarak yerleşmesinde etkili olabilir ve benzerliklerin bir araya getirilmesi ile bütünlük sağlanabilir. Örneğin, Peynirimi Kim Kaptı? isimli kitap ile Değişim Kültürü isimli kitabın verdiği mesajlar birleştirilerek zihinsel bütünlük sağlanır.

Not Tutma : Zihin haritası yönteminin en sık kullanıldığı alandır. Bu yöntem ile, sıradan insanların sayfalarca tuttukları notlara inat, size tek bir sayfa yetecektir.

Beyin Fırtınaları : Beyin fırtınası, özellikle yaratıcı düşünme ve yeni fikirler ortaya çıkarma konusunda yararlanılan en güçlü yöntemlerden biridir. Zihin haritası yöntemiyle birleştirildiğinde çok daha etkili olabilmektedir.
Beyin fırtınası sonucunda ortaya çıkan fikirler, zihin haritası yöntemiyle kaydedildiğinde, birbirini destekleyen ve birbirleriyle bağlantılı olanlar kolaylıkla görülebilir. Böylelikle, geliştirme aşamasında yol gösterici olurlar.

Zihin Haritası Nasıl Hazırlanır?

Zihin haritalama, temel bir düşünce ve düşünceye bağlı fikirleri detaylandırarak, ilişkiler kurma yöntemidir ve diğer yöntemlere göre daha kolay çalışma olanağı sağlar. Tüm bunlar, kişiye özel anahtar kelimeler ve simgeler kullanılarak gerçekleştirilir. Uzun, uzun cümleler yerine, en fazla üç kelimeden oluşan anahtar kelimeler kullanılır. Ardından, oklar, dallar ve bağlayıcılar aracılığı ile fikirler birleştirilir. Fikirler, bellekteki gibi birbirine bağlanarak, yeni bilgilerin anlaşılması ve hatırlanması sağlanır.

Şimdi uygulamanın nasıl yapılacağından söz edelim.

Öncelikle, boş beyaz bir A4 yada A3 kağıdı ve birkaç renkli kalem ile hayal gücünüzü yanınıza alın. Ardından üzerinde çalışma yapmak istediğiniz bir konuyu belirleyerek, aşağıdaki uygulamaları gerçekleştirin.

1. Ana konu merkeze yerleştirin

Belirlemiş olduğunuz konu başlığını, kağıdınızın merkezine KALIN BÜYÜK HARFLER ile yazın. Yanına o konuyu çağrıştıracak bir resim ya da simge çizin. Hayal gücünüzü kullanın!

2. Temel başlıkları, merkez etrafındaki kollara büyük harflerle yazarak yerleştirin

Ana konuyu destekleyecek temel alt başlıkları, merkezden çıkan kalın dallara yazın. Gerekli gördüğünüz başlıkların yanına, o başlığı en güzel şekilde ifade edecek sembolü, resmi, şekli vb. çizin. Ancak, dalları çizerken, merkezde bulunan ana konu başlığı etrafında, eşit açılarda olmasına özen gösterin. Bunun daha sonraki aşamalarda işinize çok yarayacağını söyleyebilirim. Yine dalların çiziminde farklı renkleri kullanmaya dikkat edin.

3. Daha sonra kolları alt başlıklar kullanarak detaylandırın

Temel Başlıklar, ince dallar yardımıyla detaylandırılır. İnce dallara, temel başlıkları destekleyici alt başlıklar yazılır. Sembol yada şekillerle görselleştirilir.

Sembollerle destekleme yaklaşımı, sağ beyin için önem taşımaktadır. Ben, değişimi tanımlarken peynir, müşterileri tanımlarken papatya resmi kullanıyorum. Zihin haritanızı hazırlarken siz de, en çok kullanacağınızı düşündüğünüz (kendinize özgü) her anahtar kelime için bir sembol (şekil, resim vb.) belirleyebilirsiniz.

4. Haritanızın tümünü inceleyerek alt başlıkları birbirleriyle ilişkilendirin

Çalışma yaptığınız kağıt üzerindeki tüm temel ve alt başlıkları gözden geçirin. Birbirleriyle ilişkili olanları tespit ederek, farklı renkte bir kalemle ilişkilendirin. Beyninizin, sizden bağımsız yaptığı iş de, bundan farklı değildir. Bu yöntemi kullanarak, beyninize yol gösterebilirsiniz. Bu bağlantılar, yeni bilgilerin anlaşılmasında yada planların yapılandırılmasında önemli görevler üstlenirler.

Bize Ne Yararı Olacak?

Bu bölüm, şu ana kadar yazmış olduğum bilgilerin yararlılığını halen sorgulayan şüpheciler için hazırlanmıştır!

Zihin haritası yöntemi ile;

1. Not tutarken, planlama yaparken ya da bir kitaptan önemli yerleri not ederken, sıradan insanlar gibi sayfalarca kağıda ihtiyacınız olmayacak. Çünkü tüm bunları tek bir sayfa üzerinde gerçekleştirebileceksiniz.
2. Konuları, kendinize özgü anahtar kelimeler, simgeler ve resimlerle ifade edeceğiniz için beyninizin sağ ve sol bölümünü birlikte kullanıyor olacaksınız.
3. Tuttuğunuz notları, yıllar sonra da hatırlıyor olacaksınız, hem de bütün halinde. (Sıradan not tutma yönteminde, bütünlük sağlanamaz ve hatırlama oranı üzerinden zaman geçtikçe azalır)
4. Hedeflerinizi belirlerken, konular arasında daha önce hiç fark etmediğiniz ilişkileri göreceksiniz.
5. Zamandan kazanacaksınız.
6. Bu yöntemi kullanmanın verdiği özgüveni hissedeceksiniz. Bu yöntemle çalışmaya başladığınızda, zihninizin nasıl yapılandığını daha iyi görecek ve yeni bilgileri beyninizin sağ bölümünü de kullanarak kaydetmeyi alışkanlık haline getireceksiniz.
7. Arkadaşlarınız arasında havanız olacak.

Bu noktaya kadar yazdıklarımı okuyarak, zihin haritanızı oluşturmanız için kendiniz dışında hiçbir engel kalmadığının bilincine varmanızı ve öğrendiklerinizi hemen kullanmaya başlamanızı tavsiye ediyorum. Değişimin çok hızlı gerçekleştiği, bilgi yenilenmesinin 40 güne kadar indiği günümüz dünyasında, zihin haritası yöntemi, sizin en önemli silahlarınızdan biri olacaktır.

Bir sonraki yazımızda görüşmek dileğiyle...
Yüzünüz hep gülsün.

9 Kasım 2008 Pazar

Motivasyon İpuçları

Önsöz (Kasım 2008)

"Bireysel Motivasyonunuza Dair 50 Tavsiye" başlıklı yazımı (çeviri ve adaptasyon diyelim) ilk yazdığımda (Temmuz 2003), binlerce insan tarafından okundu. Çok güzel geri dönüşler aldım. Sonrasında da onlarca sitede yayınlandı.

Daha sonrasını takip etmekte güçlük çektim. Çünkü içerik aynı kalsa da yazımın başlığı değişmiş, bazen içeriğinde bile oynamalar yapılmış, bazen de yazarı bile değişmişti :)) Faydalı olmak güzeldi tabi ama biraz da insaf iyi olurdu! Ben yazıyı yayınladığımda not olarak düşmüştüm, bu yazı büyük oranda şu kaynaktan alınmıştır diye.

Sonra ne kaynak kaldı ne de bende motivasyon :))

Şaka bir yana güzel bir yazı çıktı ortaya, paylaşılması güzel, hayata geçirilmesi mutluluk verici...
Aradan geçen 4 yılın sonunda kaldığım yerden devam etmek için kolları sıvadım. Bu dönemi "perakende" odaklı geçirdim ama çok deneyim kazandım. Şimdi tüm bunları paylaşma zamanı...

Eskisinden daha aktif ve keyifli bir portalı hayata geçirmek için buradayım. Motivasyon.org yeniden hayat buluyor... O dönemde en çok okunan yazıyla birlikte dostlarıma merhaba diyorum.

Sevgiyle kalın, yüzünüz hep gülsün.

Ergün Güler, eg@perakende.org


*****************************


MOTİVASYON İPUÇLARI
(İlk yayınlanma tarihi Temmuz 2003)

Motivasyon, mutlu ve başarılı olmak için hayati önem taşır. Aşağıdaki ipuçları, kendi kendinizi motive etmenize ve bunu sürdürebilmenize yardımcı olacaktır. Bunlar, pratik ve sonuca yönelik tavsiyelerdir. Uygulamadığınız sürece, genel kültürden öteye geçmeyeceklerdir.

1. HİKÂYENİZİ YAZIN
Temiz bir kâğıda bir iki paragraf olacak şekilde arzu ettiğiniz geleceğin hikâyesini yazın. Gelecekte yapmakta olduğunuz şeyi, yaşadığınız yeri ve sahip olduklarınızı yazın. Bu sizi, hem şimdi hem de gelecekte motive edecektir.

2. GELECEĞİ GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN
Gözlerinizi kapatın ve kendinizi gelecekte ne yapıyor olarak görmek istiyorsanız, onu yaparken canlandırın. Sağlıklı bir şekilde koşuyorsunuz, bahçenizdeki çiçekler ile ilgileniyorsunuz ya da çalışıyorsunuz. Örneğin, hayaliniz küçük bir işyeri açmaksa, kendinizi açılış gününde, müşterileriniz ve çalışanlarınız ile selamlaşırken hayal edin. Böylece, hayallerinizi somutlaştırabilirsiniz.

3. GEÇMİŞİ GÖZÜNÜZDE CANLANDIRIN
Geçmişi gözünüzde canlandırdığınızda, daha önce nerede olduğunuzu ve ne kadar yol kat ettiğinizi görürsünüz. Planlı hedeflerinize ne kadar ulaştığınızı ve nerelerde hata yaptığınızı anlarsınız. Bu sizin doğru yolda ilerlemenizi sağlayacaktır. Bir şoförü düşünün, yalnızca önüne baksa ve dikiz aynasından yararlanmasa nelere maruz kalabilir. Zaman zaman geçmişe bakmak, en az şoförün dikiz aynasına bakması kadar yararlıdır.

4. BÜYÜK DÜŞÜNÜN
Geleceğiniz ile ilgili büyük düşünmekten korkmayın. Bu, kısa süreli başarısızlıklarınıza katlanmanızı kolaylaştıracaktır. Engeller, sizi durduramayacaktır. Çünkü, sizin gözleriniz büyük hedefe kilitlenmiş olacaktır. Uzun bir zamandan sonra sevdiğinize kavuşacağınızı düşünün, onu tren garından almaya giderken, bardaktan boşanırcasına yağan, sizi sırılsıklam eden yağmur, rahatsız eder mi?

5. KENDİNİZİ EĞİTİN
Hedef ya da hayaliniz ile ilgili her şeyi öğrenin, okuyun, konuşun, dinleyin ve deneyin. Eğer bir yazar olmak istiyorsanız, ders alın, kitaplar okuyun, yazın, diğer yazarlar ile konuşun, atölye çalışmalarına katılın.

6. DÜZENLİ OLUN
Temiz, düzenli ve iyi organize edilmiş bir ev, ofis ve hayat, motive edilmiş akıl için olmazsa olmaz niteliği taşımaktadır. Fiziksel dağınıklık, zihinsel dağınıklığa neden olur. Düzenli bir hayatınız olsun, böylece kendinizi her gün daha da zinde hissedeceksiniz. Örneğin, gece yatma, sabah kalkma saatiniz düzenli olsun. Mutlaka kahvaltı edin ve sabah en az yarım saat yürüyüş yapın.

7. EVİNİZDE VE OFİSİNİZDE MOTİVATÖRLERE YER VERİN
Evinizde, ofisinizde, arabanızda, cüzdanınızda size hedef ve hayallerinizi hatırlatacak sembollere, işaretlere, notlara ya da objelere yer verin. Bu hatırlatıcılar, sizin motivasyonunuzun devamının garantisi olacaklar. Son model bir araba sahibi olmayı mı istiyorsunuz? O halde hayalinizdeki arabanın resimlerini odanızın duvarına asın, cüzdanınızda saklayın ve ihtiyaç duyduğunuz an bakıp, hedefinizi hatırlayın.

8. GÖNÜLLÜ ÇALIŞMALARA KATILIN
Gönüllü olarak başka insanlara yardım edin. Bunu yaptığınızda, diğer insanları mutlu etmenin ne kadar tatmin edici bir şey olduğunu fark edeceksiniz. Hafta sonları, eşinizle birlikte Çocuk Esirgeme Kurumu’na gitmek iyi bir fikir olabilir.

9. KENDİ MOTİVASYONUNUZ İLE BAŞKALARINI MOTİVE EDİN
En iyi öğrenme yöntemi, öğretmektir. Çocuklarınızın motive olmalarına, arkadaşlarınızın daha etkili hedefler belirlemelerine, eşinizin kişisel hayallerine ulaşmasına yardımcı olun. Onlara yardımcı olduğunuz zamanlarda, aslında kendinize de yardım ediyor olacaksınız.

10. ÇOCUKLAR İLE ZAMAN GEÇİRİN
Çocuklar ile zaman geçirmek size perspektif kazandıracaktır. İşteki ya da özel hayatınızdaki sıkıntı yâda endişeler, çocuklarınız ile oynadığınızda eriyip gider. Çocuklar her şeye basit yollu bakarlar ve bunu öğrenmek bile bizim için kar sayılır.

11. BADİLİK SİSTEMİ KURUN
Eşinizin kendi gelişimine yönelik hedefleri yâda bir şeyleri başarmak isteyen yakın bir arkadaşınız var mı? Eğer varsa, onlar ile ‘badilik sistemi’ kurun. Birbirinizi motive edin, uyarın, cesaretlendirin ve hedeflerinizde yardımcı olun.

12. KENDİNİZE BİR MODEL BULUN
Kendisinden bir şeyler öğrenebileceğiniz rol model seçin. Bu kişi, sizin saygı duyduğunuz ve kendisi gibi olmak istediğiniz birisi olmalıdır. Saygı duyduğunuz bir insanı örnek aldığınızsa, tekerleği yeniden icat etmeniz gerekmeyecektir.

Eğer çevrenizde böyle bir kişi yoksa ünlü bir lideri, sanatçıyı yâda bilim adamını da rol model olarak alabilirsiniz. Kendisi ve yaptıkları hakkında tüm bilgileri edinerek, hedeflerinize ulaşmak için kullanabilirsiniz.

13. YÜRÜYÜŞ YAPIN VE ARABA KULLANIN
Şöyle bir etrafı gezin yâda bulunduğunuz semtte arabanızla dolaşarak, rahatlayın, serbest zaman geçirin. Hepimizin rahatlamaya ihtiyacı var ve aslında hızlı yürüyüşler yapmak, araba kullanmak, gerçekten iyi birer çözüm. Bu şekilde yaptığınız mekân değişikliği, üzerinizdeki olumsuz havayı dağıtacaktır.

14. BAŞARI HİKÂYELERİNİ OKUYUN
Etrafınızdaki insanların başarı hikâyelerini okuyun. Günlük gazetelerde bile size ilham verebilecek, motive edecek ve harekete geçirecek düzinelerce küçük başarı hikâyeleri var. Kütüphaneler, sıradan insanların sıra dışı hikâyelerini anlatan biyografi ve otobiyografileri ile dolu. Hepsi, sizi başarıya ulaştırmak için raflarda heyecanla bekliyorlar.

15. MÜZİK DİNLEYİN
Müzik sakinleştirir, heyecanlandırır, hüzünlendirir ve hatta motive edebilir. Koşu yaparken Rocky'nin film müziğini dinlemek, müziği motivatör olarak kullanmaya en güzel örnektir. Sizi motive edecek şarkıları belirleyin ve ihtiyacınız olduğu durumlarda onlardan yararlanın.

Mesela, sabahları ofisime yâda eğitim vereceğim şirkete giderken, ‘türkü’ dinlemekten çok zevk alıyorum ve bu beni motive ediyor.

16. MOTİVE EDİCİ FİLMLER İZLEYİN
Sizi motive eden filmlerin listesini yapın ve küçük bir arşiv oluşturun. Örneğin; Forrest Gump filmini izlemek pek çok kişiyi motive edebilir. Biliyorsunuz bu filmde, IQ’ su normal insanlardan çok daha düşük bir kişi, büyük başarılara imza atıyordu.

17. MOTİVE EDİCİ ALINTILARI OKUYUN
Gerek internette, gerekse kitaplarda size ilham verecek ve motive edecek binlerce alıntı bulunuyor. İnternette dolaşın ve aranın çiçeklerden bal topladığı gibi bilgileri toplayın.

Bunlar işinize çok yaracaktır, çünkü hepimizin hayatı yorumlama şeklimiz farklıdır. Hayata farklı açılardan bakmanızı sağlayacak hikâyeler bile çok işinizi görecektir.

Bu konuda http://www.motivasyon.org adresinden de yararlanabilirsiniz.

18. SAĞLIKLI BESLENİN
Mutlu bir yaşam için, sağlıklı beslenme çok önemlidir. İyi bir diyet, sizin vücut sisteminiz için gerekli olacak tüm besin, vitamin ve mineralleri içerir. Fazlası zaten zararlı olacaktır. Ne demişler, "sağlam kafa, sağlam vücutta bulunur". Vücudunuz ve motivasyonunuz için sağlıklı beslenin. Sigara ve alkolden uzak durun.

19. YETERİNCE UYUYUN
Bazı insanlara 6 saat uyku yeterken, bazıları için 8 saat gerekli olabilir. Yeterince uyuduğunuza emin oluncaya kadar uyuyun. Ancak, 8 saatten fazla olmamasına da dikkat edin. Düzenli ve yeterli bir uykuya sahip olmanın, hem vücudunuz hem de zihniniz açısından ne kadar yararlı olduğunuz göreceksiniz.

20. SÜREKLİ ÖĞRENİN
En önemli ders bu. Etrafınızdaki dünya hakkında sürekli öğrenmeye devam edin ve asla durmayın. Sizi ilgilendiren şeyler hakkında okuyun, dinleyin ve öğrenin. Mesela, sorulan bir soruya "bilmiyorum" demenin tadını çıkarın, sonra hemen öğrenin. Meraklı olun. Biliyorsunuz, merak ilmin hocasıdır.

- - -

Hedefler olmadan, hayatınızda kalıcı değişiklikler yapmanız oldukça zordur. Aşağıdaki ipuçlarını kullanarak etkili ve verimli hedefler belirleyebilirsiniz.

21. HEDEFLERLE ÇALIŞIN
Hedefler ile ilgili en önemli ipucu bu. Hedeflerle çalış..!

Hedefler, hayatınızın tüm alanlarındaki gelişiminiz için önemlidir, eğer hedefsiz çalışırsanız, gelişiminizde güçlükler ile karşılaşırsınız.

İstediğinizi elde etmek için, işinizi şansa bırakmanız hiç de iyi bir yol değildir.

Earl Wilson’un güzel bir sözü var. Diyor ki : “Başarı mı? Başarı tamamen şansa bağlıdır. İnanmazsanız başarısız insanlara sorun..!”

Hedeflerle çalışın, onlar size başarıyı ve yanında meyvesi olan mutluluğu getireceklerdir.

22. BEYİN FIRTINASI YAPIN
Temiz bir kağıt ve kalem alın. Uygun bir ortama geçin. Kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği, telefondan uzak.

Sonra, düşünün, düşünün ve tekrar düşünün. Aklınıza gelen her düşünceyi yazın. Parasal hedefler, kişisel hedefler, İlişkisel hedefler, sağlığınız ile ilgili olanlar vs. Tüm fikirleri yazın.

Bitirdiğinizde, üzerinde çalışmak için gereğin fazla hedefiniz olacak. Bunlar arasından sizin için önemli olanları seçin.

23. HEDEFİNİZİ KÂĞIDA YAZIN
Üzerinde çalışacağınız hedefi seçmeden önce, onu bir kâğıda yazın, hedefinizin somutlaşmasını sağlayın. Böylece, sizin için gerekli olup olmadığına daha kolay karar verebilirsiniz.

24. HEDEFİ SEÇME NEDENLERİNİZİ YAZIN
Neden bu hedefi seçtiniz? Hedeflerinizin her biri için, ”Bunun bana ne yararı var” sorusunu sorun. Hedefi seçme nedenlerinizi kolaylıkla açıklayabiliyor olmalısınız. Eğer açıklayamıyorsanız, bu hedefi listeden silin ve diğerine geçin.

25. HEDEFİNİZİN SPESİFİK OLMASINI SAĞLAYIN
Hedefinizin etkili olabilmesi için, onu spesifik olarak ele alın.

“Çocuklarınız ile ilişkilerinizi geliştirmek” çok önemli ve yapmaya değer olabilir, ancak hedefiniz adına çok geniş bir tanımlama olacaktır. Bunun yerine, daha spesifik bir hedef belirleyin. Mesela, Pazar günleri beraber pikniğe çıkmak, akşam yemeklerinizi saat 19.00-20.00 arasında birlikte yemek, ya da gece yatmadan önce onlarla 1 saat sohbet ederek bilgi ve deneyimlerinizi aktarmak gibi.

Bu sizi hedefinize daha kolay ulaştırabilir.

26. TERMİNLER KULLANIN
Hedeflerinizin gerçekleşmesini engelleyecek en ölümcül şey, ertelemektir. Bu problemin üstesinden gelmenin en iyi yolu termin kullanmaktır.

Hedeflerinizde yaptığınız gibi, terminlerinizi de spesifikleştirin. Elimdeki projeyi 5 Ocak 2006’e kadar bitireceğim gibi...

27. BAŞLAMA TARİHİ KULLANIN
Termin önemli, ancak onun kadar önemli olan başka bir konu daha var ki, bu da başlama zamanının net olmasıdır. Hedefiniz için yola çıkarken, başlama tarihini ertelemeye yönelik pek çok nedeniniz olacaktır.

Bunun üstesinden gelmek için, başlama tarihi belirleyin ve o tarihe sadık kalın.

28. BÜYÜK HEDEFLER SEÇİN
Hedeflerinizin etkili olabilmesi için, ulaşılabilir-zor olmalıdır. Eğer hedefiniz başarılması kolay ise, motivasyonunuz düşer.

Hedefleriniz ulaşılabilir olmalı, ancak aynı zamanda sizin mevcut yetenek ve becerilerinizi geliştirmenizi gerektirecek kadar da zor olmalıdır.

29. ULAŞILABİLİR HEDEFLER BELİRLEYİN
Ulaşamayacağınız hedefler belirlemek, sununda, sizde hayal kırıklığı, kızgınlık ve özgüven sarsılması yaratır. Hedefleriniz ulaşılabilir-zor ve mantıklı olmalıdır.

30. DETAYLI AKSİYON PLANI HAZIRLAYIN
Hedeflerinizin her bölümü için, adım adım detaylı aksiyon planı hazırlayın. Pek çok hedef, ne zaman ne yapılacağı planlanmadığı için başarısızlığa uğrar. Yapacağınızı planlayın ve planladığınızı yapın.

31. ABARTMAYIN ( GEREĞİNDEN FAZLA HEDEF İLE ÇALIŞMAYIN)
Aynı anda çok fazla hedef üzerinde çalışmayın. Başlamak için bir ila üç arası hedef uygun olacaktır.

32. İLERLEMENİZİ ÖLÇÜN
Çalışmalarınızdaki ilerlemenizi ölçün. 300 sayfalık bir roman yazmak istiyor olabilirsiniz. 300 sayfayı birden hedeflemeyin. 25 ila 50 sayfalık artışlar şeklinde düşünün ve tamamladığınız sayfaların günlük çetelesini tutun. İlerlemenizi ölçmek, hedefiniz gerçekleşinceye kadar motivasyonunuz en üst seviyede tutacaktır.

33. İSTEK LİSTESİ HAZIRLAYIN
Kendinizi yapmak zorunda hissettiğiniz ya da yapmayı gönülden istediğiniz 10 şeyin listesini yapın. Bir iş kurmak, maratonda koşmak, Avrupa’yı ziyaret etmek, Japonca öğrenmek vs.

Bu listeyi ofisinizde ve/veya evinizdeki panoya yapıştın.

34. HATIRLATICILAR KULLANIN
Post-it’ler günlük görevlerinizi ve hedeflerini hatırlamanız için mükemmel araçlardır. Tabii, abartmamak kaydıyla.

Birbiri üstüne geçmiş, ne olduğu okunmayan onlarca not, size hiçbir yarar sağlamayacaktır.

35. KENDİNİZİ ÖDÜLLENDİRİN
Kendiniz için ödüller belirleyin. Hedefinize ulaştığınızda ya da küçük de olsa bir adım attığınızda kendinizi ödüllendirin ve bunu kutlayın. Çok çalıştınız ve bunu hak ettiniz. Ailenizle dışarıda yemek yiyin, kısa bir seyahate çıkın ya da sizi mutlu edecek başka şeyler yapın.

- - -

Davranış her şeydir. Aşağıdaki ipuçları, kazanan davranışlara sahip olmanıza yardımcı olacaktır.

36. DOĞRU KELİMELERİ KULLANIN
Günlük konuşmalarınızda, ‘Bunu başarabilirim’ ya da ‘Bir çözüm buluruz’ gibi olumlu cümleler kullanmaya dikkat edin.

Kurduğunuz, cümlelerin sizin psikolojiniz ve davranışlarınız üzerinde son derece önemli etkileri olduğunu unutmayın.

37. İYİMSER OLMAK İÇİN ÇABA HARCAYIN
İnsanların ne kadar başarılı oldukları, iyimser ya da kötümser olmalarına göre değişir. Pozitif davranışlara sahip olmak, üzerinde uğraşmanız gereken bir şeydir. Önemli olan, ne olduğunuz ya da olmadığınız değil, ne olabileceğinizdir.

38. ARKADAŞLARINIZI SEÇİN
Arkadaşlarınızın negatif davranışları mı var? Bu sizi etkiliyor mu?

Birlikte zaman geçirdiğimiz insanlar, çoğu zaman bizim tutumumuzu etkileyebilir. Eğer ofisinizdeki ya da evinizdeki bireyler sizi negatif yönde etkiliyorsa, bu durumu değiştirecek gerekli adımları atın.

39. DEĞİŞİME İHTİYACINIZ OLDUĞUNU NASIL ANLAYACAKSINIZ?
Mutsuz olduğunuzu anladığınızda, bunu kendinize itiraf edin ve kendinizi korumaya alın. Bu yapılması çok zor olan bir şey, özellikle bir şeyleri kendinize itiraf edecek durumda değilseniz. Yapılması zor, ancak değerli. Karamsarlığa düşmeye başladığınızda, farkına varın ve bu durumu değiştirin.

40. DİĞERLERİNİN NE DEDİĞİNİ DİNLEYİN
Kendimize pozitif bir insan olduğumuzu söylemekten hoşlanıyor olabiliriz, fakat bu her zaman doğru değildir. Arkadaşlarınızın ve ailenizin sizin davranışlarınız ile ilgili söylediklerine kulak verin, duymak istemeyeceğiniz şeyler söyleyebilirler. Fakat unutmamak gerekir ki; hayattaki en iyi değişimler, yapıcı eleştirilerden gelir.

41. SİZİ NELERİN HUZURSUZ ETTİĞİNİ ÖĞRENİN
Sizi nelerin huzursuz ettiğini bildiğinizde, içinde bulunduğunuz olumsuz durumdan uzaklaşabilir ve bunun sonucu ortaya çıkan gerilim ve hayal kırıklıklarından korunabilirsiniz.

Eğer kaçamayacağınız bir durum söz konusu ise, onu daha iyi bir hale getirmek için neler yapabileceğinizi düşünün.

42. SİZİ NELER MUTLU EDER?
Bu sizin psikolojiniz ve tutumunuz için hayati önem taşır. Sizin ‘mutluluk’ tuşunuz tutum ve davranışlarınızı tekrar ve tekrar geliştirmek için gereklidir. Mesela ben, kötü bir ruh hali içerisindeysem, sabah kahvaltı yapıp yapmadığımı kontrol ederim. Eğer yemediysem, sistemime besin aldıktan sonra 180 derecelik bir dönüş yaşarım. Ruh halim düzeliverir.

43. ARA VERMESİNİ BİLİN
Şimdi dışarıya çıkın ve açık havada kısa bir yürüyüş yapın.

Sıkıntı duyduğunuz durumlarda, ara vermesini bilin. Bu sizin olaylara farklı bir perspektiften bakmanızı sağlayacaktır. Mesela, eşinizle problem mi yaşadınız ya da amiriniz sizi demoralize edecek şeyler mi söyledi, ani tepkilerden kaçının, bir ara verin, etraflıca düşünün ve öyle harekete geçin.

Bununla birlikte, sürekli çalışmayın, ara vermesini bilin. Baltanızı bilemeden yeni odunlar kesmeye kalkmayın. Aşağıdaki *hikâye size yardımcı olacaktır.

*BALTAYI BİLEMEK

"Çalışacağım ve kendimi hazırlayacağım. Ve bir gün şans kapımı çalacak."
Abraham LINCOLN

Bir ormanda iki kişi ağaç kesiyormuş. Birinci adam sabahları erkenden kalkıyor, ağaç kesmeye başlıyormuş, bir ağaç devrilirken hemen diğerine geçiyormuş. Gün boyu ne dinleniyor ne öğle yemeği için kendine vakit ayırıyormuş. Akşamları da arkadaşından bir kaç saat sonra ağaç kesmeyi bırakıyormuş. İkinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya başladığında eve dönüyormuş. Bir hafta boyunca bu tempoda çalıştıktan sonra ne kadar ağaç kestiklerini saymaya başlamışlar. Sonuç: İkinci adam çok daha fazla ağaç kesmiş. Birinci adam öfkelenmiş:

• "Bu nasıl olabilir? Ben daha çok çalıştım. Senden daha erken işe başladım, senden daha geç bitirdim. Ama sen daha fazla ağaç kestin. Bu işin sırrı ne?" İkinci adam yüzünde tebessümle yanıt vermiş:
• "Ortada bir sır yok. Sen durmaksızın çalışırken ben arada bir dinlenip baltamı biliyordum. Keskin baltayla, daha az çabayla daha çok ağaç kesilir."

Kendimizi geliştirmek, baltamızı bilemektir. Kendimize zaman ayırıp, yaşamımızı objektif bir bakışla gözden geçirmektir. Zayıf bulduğumuz alanlarımızı geliştirmek için çaba göstermektir. Bu zihnimizin, ruhumuzun karakterimizin güçlenmesi için olmazsa olmaz bir koşuldur.

Delfi'deki ünlü tapınakta Sokrates'in şu sözü yer alır: "İnsan Kendini Tanı" Kendini tanımak, şu anda olduğumuz noktayla olmak istediğimiz nokta arasındaki yoldur. Kendini tanımak, kendimizi nasıl gördüğümüz ile başkalarının bizi nasıl gördüğü arasında açı olmaması anlamına gelir. Bireysel ve iş yaşamımızda başarılı, mutlu ve doyumlu olmak istiyorsak, baltamızı bilemek için kendimize zaman ayırmalıyız...

44. HAREKETE GEÇMEDEN ÖNCE İKİ KERE DÜŞÜNÜN
Harekete geçmeden önce, nedeniyle birlikte hareketiniz hakkında düşünün. Eğer bir çalışanınız, sizi de etkileyebilecek bir yanlış yaptıysa, hemen bağırıp çağırmayın. En iyi karşılık (yanıt) üzerinde düşünün. Bunu iki kere yaptıktan sonra harekete geçin.

İki kez dinleyip, bir kez konuşmamız için, iki kulağımız ve bir ağzımız olduğunu unutmayın.

45. TEPKİ&YANIT (REACT VS. RESPOND)
Bu iki kelime, mutlu, istekli, pozitif insan ile üzgün, bitkin ve negatif insan arasındaki farktır.
Hayatınızda sizi direk ya da dolaylı olarak etkileyecek şeyler olduğunda, buna yanıt verin. Yani, üzerinde düşünün, çözüme odaklanın.

Eğer tepki verirseniz, nedenleri atlamış ve o andaki duruma odaklanmış olursunuz. Sonuçta, daha fazla sıkıntı ve hayal kırıklığı dışında elinize bir şey geçmez.

Tepki değil, yanıt verin.

46. SAHİP OLDUĞUNUZ ŞEYLERİN DEĞERİNİ BİLİN
Etrafınıza bakın ve sahip olduğunuz şeylerin değerlerinin farkına varın. Arkadaşlarınız, aileniz, kariyeriniz, eviniz ya da başka herhangi bir şey. Bu bile başlı başına bir mutluluk kaynağıdır. Kötü şeylerin hayatımıza nasıl girdiğinin önemi yok, biz sahip şeyler için şükretmeliyiz.

Farklı bir bakış açısıyla bakın ve hayatınızdaki güzel şeylerin tadını çıkarın.

47. HER ZAMAN MUTLU OLMAK ZORUNDA DEĞİLSİNİZ
Bazen, kendinizi kötü hissetmenizin hiçbir kötü yanı yok. Her zaman, dışadönük, heyecanlı, enerji dolu olmak zorunda değilsiniz.

Bir şeylerin yolunda gitmediği, kendinizi iyi hissetmediğiniz günler olacaktır. Dert etmeyin, problemler geçer.

48. MANTIĞINIZLA HAREKET EDİN
Sorunlara mantığınızla yaklaşın. Duygularınızla hareket ederseniz, sonuçlarına katlanmak zorunda kalırsınız.

49. DEDİKODUCULARDAN UZAK DURUN
Etrafınızdaki negatif konuşmalara katılmayın. Eğer, konuşmanın bu yönde ilerlediğini görürseniz, özür dileyerek kibarca oradan uzaklaşın.

50. GÜNE İYİ BAŞLAYIN
Güne gülümseyerek başlayın. Bugün, başarılacak ve hoşlanılacak pek çok şeye sahip olacaksınız. Hayat kısa..! Ancak, bugün geriye kalan hayatınızın ilk günü. Bunu asla unutmayın.


==================================================


MOTİVASYON MASALLARI

Pek çok insanın kafasında bir hedef vardır, fakat ona ulaşmak için adım bile atmazlar. Neden? Zihinlerindeki yanlış inançlar, masallar yüzünden. Aşağıdaki bölümde, başlıca yanlış inançlar ve neden onlardan sakınmanız gerektiğini bulacaksınız.

Beceremem, onu yapamam

Evet, yapabilirsin! Diğerleri ne yapabiliyorsa, sen de yapabilirsin. Aynı büyüklükte beyin, aynı iki kol ve bacak, her gün aynı zaman diliminde yaşayan kadın ya da erkek tarafından yapılmış olan tüm olağanüstü şeyleri, sen de yapabilirsin.

Yarın başlarım

Belki, yapamazsın. Bugün yapabileceğin şeyleri asla erteleme. Yarın garanti değil ve geleceğin ne getireceğini kimse bilmiyor. Yalnızca şu andan eminsin. Buradasın ve hedeflerine ulaşabilirisin.

Bu benim için doğru olmayabilir

Uğraştığınız şeyin sizin için en iyisi olduğundan hiçbir zaman %100 emin olamazsınız. Çünkü sürekli yenilenir ve değişir. Hedefe yürürken pek çok kere yol değiştirirsiniz. Mükemmel fırsatlar kapınızı çalana kadar beklemeyin. Harekete geçin.

Çeviri ve adaptasyon Ergün GÜLER tarafından yapılmıştır.

Kaynak : Büyük oranda http://www.motivation123.com/free-kit.html adresinden yararlanılmıştır.

11 Temmuz 2007 Çarşamba

Mesele Yataktan Kalkabilmekte

Hıncal Uluç

"Yarın sabah saat yedi buçukta kalkacağım" dedi genç kız.. Sonra ertesi günün programını yaptı.. "Duş.. Kahvaltı.. Evden çıkış.." diye başlayarak.. Önemli bazı ihtiyaçlarını karşılamak üzere alışveriş merkezine gidecekti. Sonra öğle yemeğinde uzun zamandır görmediği bir arkadaşı ile buluşacaktı. Öğleden sonra bir iş randevusu vardı..

Saatı sabah 7.30'da çalarken "Duş yapmasam da olur" diye düşündü... "Yarım saat daha kestireyim.."

Bir yarım saat daha için kahvaltıdan da vazgeçti..

Alışveriş mi?.. O kadar da önemli değildi canım.. Ertesi güne kalabilirdi. Öğleye kadar uyusa ne kadar iyi olacaktı. O kadar sıcak ve çekici idi ki, yatak..

Öğle yemeğinde arkadaşı ile buluşma mı?.. Bunca zamandır görüşmemişler de ne olmuştu yani.. Birkaç gün sonra yeseler yemeği ne olurdu ki?.. Bir telefon eder, yok canım, yüz yüze konuşmak zor, bir mesaj çeker ertelerdi yemeği.. Oh be.. Artık canının çektiği kadar uyuyabilirdi..

Uyudu.. İş randevusuna, aç biilaç, alelacele yapılmış bir makyaj, iki fırça ile düzeltilmiş saçlar ve uykudan şişmiş gözlerle girerken, aynaya bakmadığı için, neden başarılı olamadığını da anlayamadı..

O gece yatarken gene plan yaptı.. 7.30 kalkış.. Duş.. Kahvaltı.. Gazetelere bakma.. 9.00: Alışveriş merkezine gidiş. 11.30: Arkadaşla buluşma.. 14.00: İş randevusu..

..Ve sabah 7.30 da saati çaldığında "Canım kahvaltı çekmiyor, duşu da daha dün gece aldım.." diye mırıldandı, yastığı kafasının üstüne koyup öbür tarafa döndü.


***
Kim mi anlattığım.. Siz.. İçinizden biri.. Kimbilir kaç kişisiniz orda.. Kaç yüz.. Bin..
Başarı, yataktan kalkma ile başlar.. Bu kadar basit.. Ama o kadar da zor..

Bir araştyrma yapın yakın çevrenizde.. Başarılı olanlar, yataktan kalkmayı bilenlerdir.

Nedir yataktan kalkmayı bilmek.. Karar verdiğin saatte gözünü açtığın anda, fırlayıp yataktan çıkmak.. Bir dakika bile gecikmeden.. Bir dakika bile yatak miskinliği yapmadan..

Uçak kaçacaksa, yaparız bunu.. Ama hayat kaçarken yapmayız.. Kaçan uçağın yenisi vardır oysa.. Ama kaçan hayatın saniyesi geri gelmez..

Yataktan kalkmayı öğrenmek, kendini tanımakla başlar..

Kendinizi iyi tanırsanız, kalkacağınız saati doğru belirler, güne doğru, yapabileceğiniz, başarabileceğiniz planla başlarsınız..

Saat 7.30'da yataktan çıkamadığınızı bile bile her gece "7.30 kalkış" diye yattınız mı, kendi kendinizi aldatır, daha kötüsü giderek aşağılık kompleksine düşersiniz.. "Ben ne berbat bir insanım. Verdiğim en basit kararları bile uygulayamıyorum" diye..

Bakın.. Hayali değil, gerçekçi planlar yapın..

"10.00'da kalkacağım" deyin.. Ama kalkın.. Geceden verdiğiniz kararları, ertesi gün uyguladığınız ölçüde kendinize güveniniz artmaya, kişiliğiniz oturmaya başlar.

O zaman 7.30'da da rahatça kalkabilecek güce ulaşırsınız..

Yapamayacağınızı ezbere bildiğiniz planları her gece yatarken yapmak, sizi yaşarken öldürür.

Durmadan plan yapıp ertelemek, hiç plan yapmamaktan çok daha hızla çürütür insanı..

Yataktan kalkacağınız zamana doğru karar verin ve kalkın.. Hayatınızın nasıl hızla olumlu gelişmeye başladığını göreceksiniz

Şişman Şirket

01.02.2005

Yıllar önce okuduğunuz kitapları yeniden okumak kadar keyifli ne olabilir ki?

İşte tam böyle bir ruh hali içindeyken, beş yıl önce keyifle okuduğum, şimdi tekrar okurken daha da keyif aldığım bir kitabın bana hissettirdiklerini paylaşmak arzusundayım. Kitabın adı, Şişman Şirket...

Okuyacak bir şeyler bulmak için kütüphanemde dolaşırken, ruh halimden anlamış olacak ki, ben daha onu seçmeden, o beni seçti. Dost işte...

Rahmetli Mehmet Özcan Abimiz’in Türkçe’ye çevirdiği bu kitap, şirketlerdeki verimsizlik nedenlerini güzel bir anlatımla ve karikatürlerle anlatan önemli bir başvuru kaynağı. Mehmet Abimiz’i, Kar Yolu isimli kitabından da hatırlayanlar olacaktır.

Şişman Şirket isimli kitabın özelliği, yaklaşık bir saat içerisinde okunabilmesi ve ayrıca, bu bir saat içerisindeki edinimlerinizin verdiği heyecan ile ‘neden birbirini takip eden seriler şeklinde yayınlanmadığını’ sorgulatacak nitelikte olması..!
Elime alıp, sayfalarında seyahat etmeye başladığımda, unuttuğum pek çok şeyi hatırlamama yardımcı oldu. Diyordu ki mesela;

Şişmanlıkları şirket liderlerinde, yöneticilerinde, süreçlerinde ve şirketin her yerinde görebilirsiniz.

Görünen şişmanlıkları ortadan kaldırmak kolay, ya görünmeyenleri ne yapacaksınız?

Düşünüyorum da, şirket liderlerinin, yöneticilerinin şişmanlıkları her şeyden daha önemli. Ne de olsa bir işletmenin kültürü, liderinin evet ya da hayırlarına göre şekillenir. Şişmanlık dediğimiz de, bir kültürün parçasıdır. O halde, liderlerin düzenli olarak form tutmaları şart. Aksi halde, takipçilerinin alacağı kiloların altında ezilebilirler.

Fazla kilolarından rahatsız olmayan liderler, bazı dönemlerde form tutmak zorunda kalırlar. Mesela, kriz dönemlerinde. Satış rakamları düşmeye başladığında. Rakipleri onları zorladığında...

Gereksiz harcamaları kısar, aşırı bolluktan kaçınır, savurganca tutumlarından vazgeçerler.

Peki ya işler iyi gidiyorsa? Şişmanlıklarını görmek, öyle kolay olmayacaktır.

Aşağıdaki örnekler, ne kadar formda olduğunuzu anlamak için birkaç ipucu niteliği taşıyor.

Bilgisayarların yazıcılarından gereksiz yere alınan renkli çıktılar.

Yürüme mesafesindeki yollar için bile şirket arabasının kullanılması.

Mesai uygulamanız varsa, gereksiz yere yapılan fazladan mesailer.

Ortalıklarda dolaşan ama hala tam olarak ne iş yaptığını bilemediğiniz çalışanlar.

Son yazdıklarım nispeten kolay görülebilen şişmanlıklar. Ya görünmeyen şişmanlıklarınız ne olacak?
Niteliği yüksek çalışanlarınızın özelliklerinin çoğundan yeterince yararlanamamanız.
Niteliği düşük çalışanlar ile varmaya çalıştığınız hedeflerdeki aksamalar.
Süreçlerdeki plansızlıkların neden olduğu zaman ve maliyet kayıpları.
İç sürtüşme ve kavgalara harcanan enerjinin verimi etkilemesi.
Değişime karşı çalışanların gösterdikleri direncin, kurumunuzun gelişimine verdiği hasarlar.
Hızlı hareket edilememesi nedeniyle, kaçırılan fırsatlar.
Tüm bunları değerlendirdiğinizde, bugün nerede olduğunuz ile nerede olabileceğiniz arasındaki farkı kolaylıkla görebiliyor olacaksınız. O halde kaybedecek zaman yok, yarın nerede olacağınızı, bugün atacağınız adımlar belirleyecektir.
Fazla kilolarınızı atmak için, şirketinizi yeniden gözden geçirme yürüyüşlerine başlamanızda yarar var.
Forma girmek isteyen tüm dostlara kolaylıklar diliyorum.

Kusura Bakmayın, Türkiye’yi Tanıtmanıza İzin Veremeyiz!
Şişmanlık başa dert. Hareket kabiliyetiniz daralıyor doğal olarak. Böyle bir şişmanlık hikayesi paylaşmak istiyorum şimdi de...Konu, çok taze.

Bildiğiniz üzere, Ekonomi Yayınları 19-23 Şubat tarihleri arasında Düsseldorf’ta gerçekleştirilecek Euroshop Fuarı’na katılıyor. Hem de İngilizce yayınlanan Euroshop Market Özel Sayısı ile 14. Hall, E40’ta.

Dünyanın en büyük perakende fuarında dağıtmak üzere hazırladıkları derginin kapağında kullanılabilecek bir resim için arayışa giriyorlar. Bu noktada, Türkiye’nin tanıtımına katkıda bulunmak adına, ünlü manken Azra Akın’ın da oynadığı Türkiye Tanıtım Filmi’nde bulunan karelerden bir tanesini kullanmak için Kültür ve Turizm Bakanlığı’na başvuruda bulunuyorlar. Ancak, aldıkları yanıt, tüm ekibi şok ediyor.

Biz, bu karelerin kullanımı için size müsaade edemeyiz...
Duyunca inanamadım. Sormadan da edemedim..! Nasıl? Neden?

Bu filmin hazırlanma amacı, güzel ülkemizin dünyaya tanıtılması değil mi?
Euroshop gibi bir fırsat kaçırılır mı?

Dünyanın her yerinden yaklaşık 200.000 kişinin katılacağı bir fuarda, hem de ücretsiz dağıtılacak bir dergi, tanıtıma güzel bir katkıda bulunmuş olmayacak mı?

Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın görevlerinden biri, ülkemizin tanıtımını sağlamak değil mi?

Eğer, böyle bir görevi üstlenmişlerse, ‘kusura bakmayın, Türkiye’yi tanıtmanıza izin veremeyiz’ yaklaşımı, üstlenilen görev ile çelişkili değil mi?

Bu sorularımın muhatapları birgün mutlaka benimle irtibata geçeceklerdir..! Ama ne zaman? Belki, fazla kilolarından kurtuldukları zaman. Kim bilir...

Molalarınız aktif olsun.

Sağol Amca # Kısa Günün Karı

22 Ocak 2004

Amcanın kendisi bu yazıyı hiçbir zaman okuyamayacak biliyorum ama yazmasaydım olmazdı..!

Son iki gün ne kadar da güzel geçmişti. Hava, ilkbahara dönüyor, insanlar tek bir kazak ile dolaşıyorlardı caddelerde. Bir önceki akşam, arkadaşım söylemişti gerçi, "Hava soğuyacak, kar bekleniyor" diye ama kimin umurundaydı. Çişil, çişil yağmurun yağdığı güzel bir gün daha başlamıştı bugün..! Evden huzur içinde çıktım. Selvili Cadde'nin dik yokuşunu da zorlanmadan çıkarak, ofise ulaştım.

Kar geliyor...

Yağmur, saat 11:00 sıralarında 5 dakika kadar kara dönüyor ve yeniden toparlanarak yağmaya başlıyordu. Aradan yaklaşık 1 saat geçtikten sonra, kar ince ince atıştırmaya başladı. Ne de güzel yağıyordu. Erdal Özcan Hoca'ya "Eyvah" dedim, "Sanırım, yol kapanacak ve arabalar burada kalacak". O kendinden emin bir ifadeyle, "Bu kar, gece tutar. Yağmurun üstüne kar pek tutmaz" dese de, aradan geçen 2 saat ve her yeri kaplayan kar, bizi hemen arabalarımızı ana caddeye götürmeye mecbur etti. Erdal Hoca şimdi evde. Arabası götürdü ve alt üst olmuş trafik nedeniyle de, bugün ofise dönmeyecek.

Ve amca...

Dedim ya, kar heryeri kaplamaya başlayınca, hemen arabaları ana caddeye taşımak üzere dışarıya attık kendimizi. Rahatlıkla inerim diye düşündüğüm Selvili'nin dik yokuşu birden gözümü korkuttu. Küçük frenlerle zemini yokladım, kayıyordu... Şimdi ne yapsaydım? Geriye dönemezdim, çünkü arabanın lastikleri olduğu yerde dönüyor ve araba sağa sola hareket etmekten başka bir şey yapamıyordu.

Oysa, karlı zeminde ne yapılması gerektiğini çok iyi biliyordum!? Birinci vistesle gitmeli ve asla fren yapmamalıydım. Araba hangi yöne doğru kayarsa, direksiyonu o yöne çevirmeliydim. Bu kadar kolaydı! Aslında daha önce de benzer durumlarla karşılaşmıştım.

Ama olmadı. En son okul öncesi yıllarımda yaşadığım çaresizliği, yeniden hatırladım. Çıktığım yüksek ağaçtan inmek için, itfaiyenin gelmesini beklerdim. Ama itfaiyenin sonsuza dek gelmeyeceğini fark edince, kendim inerdim.

Ben çaresizlik içinde düşünürken, camın yanına bir amca yaklaştı. İyi niyetli, temiz yüzlü. Çaresizliğimi fark etmiş olacak ki, hiçbir şey sormadan "Evladım, buradan inebilirsin, sadece fren yapma, vitesi 1'e al... Senden biraz önce, buradan inenler oldu. Allah'ın izniyle sen de inersin..!" dedi ve gitti.

Sağol amca, çok sağol.

Herşey birdenbire değişiverdi. Aslında, tüm koşullar aynıydı. Yol aynı yol, araba aynı araba, şoför aynı şoför...

Özgüvenimi yeniden kazanmış olarak, yokuştan inmeyi başardım. Arabayı, anayola, emniyetli bir yer olan, Emniyet'in önüne bıraktım. Ve şimdi ofisteyim.

Bir Böceğin Yaşamı...

Yaşadığım bu küçük olay bana, yaklaşık 1 ay önce, çok beğenerek seyrettiğim bir animasyon filmi hatırlattı. Filmin adı; Bir Böceğin Yaşamı'ydı...

Filmin başlarında, yiyecek toplayan karıncaların karşılaştığı bir engel anlatılıyordu. Karıncalar, topladıkları yiyecekleri (buğday taneleri), sıra halinde bir merkeze taşıyorlardı. Birden, sıranın ortasına doğru bir yaprak düşüyor ve ekibi ikiye bölüyordu. Geride kalan karıncalar, panikleyerek, "Kaybolduuuuuk! Sonsuza dek burada kalacağız." diye bağırmaya başlıyorlardı. Tepeden aşağıya doğru koşarak gelen yaşlı karınca Bay Toprak, onlara yol gösteriyor ve karıncalar yeniden sırayı yakalıyorlardı. Kısacası, başarıyorlardı..!

Şimdi, filmin sözünü ettiğim bölümünde geçen konuşmaları aktarıyorum.

Yaprak sırayı ikiye bölüyor...

Karıncalar : Kaybolduuuuuk! Sonsuza dek burada kalacağız.
Bay Toprak : Paniklemeyin, paniklemeyin! Bizler eğitimli profesyonelleriz. Sakin olun, yaprağın etrafından dolaşacağız.
Karıncalar: Yaprağın etrafından mı? Bunu yapabileceğimizi sanmıyorum.
Bay Toprak : Saçma! 1993'teki dal vakasına göre çok basit... ( Karıncalarda kısa süren bir sesizlik ve teslimiyet... Sonra Bay Toprak devam ediyor...) İşte bu. Güzel. Çok iyi gidiyorsun. İşte böyle, işte böyle. Çok güzel. Gözlerime bak. Bakışlarını kaçırma. İşte! Yeniden sıradasın
Karıncalar: (Sevinçle) Teşekkürler, teşekkürler Bay Toprak.

Sorun ve çözümü basit. Aslında karıncalar da, yaprağın etrafından dolaşmaları gerektiğini biliyorlar. Ama, panikledikleri için sağlıklı düşünemiyorlar. Danışman Karınca Bay Toprak'ın desteğiyle sorunun üstesinden geliyorlar.

Aldığım Dersler...


Amca ile aramda geçen küçücük dialog (ki monolog da diyebiliriz), beni bazı çıkarımlara yöneltti;

# Hazırlıklı olmadığın bir sorunla karşılaştığında panikleme ve düşün. O an için çözüme odaklan. Ancak hemen sonrasında, nedenlerine in. Problem Çözme Sistematiği'nde olduğu gibi, en az 5 kez neden diye sor!

1. Neden yolda kalıyordun?
Yola güvenemedim. Kaygandı.
2. Neden yola güvenemedin?
Arabam kayabilirdi.
3. Neden araba kayabilirdi?
Lastiklerim ile ilgili önlem almamıştım. Kış lastiğim ve zincirim yoktu.
4. Neden kışlık lastik almadın yada zincirin yok?
İhmalkarlık.
5. Neden ihmalkar davrandın?
Tekrar karın yağacağını düşünmüyorum ve bu değişim için hazır değildim?

Sonuç olarak, arabamda olası tüm koşullar için, gerekli araçları bulundurmalıydım.

# Değişime hazır ol..! Bazen sen farkına varırsın, bazen farkına varmadan karşına çıkıverir.

# Senden yaşça ileri olan insanlara duyduğun saygıyı asla kaybetme. Onlara her zaman ihtiyacın var.

# Hava raporlarını günlük olarak takip et :)

Ergün Güler

Çalışanlarınızın Performansı Neden Düşük?

06 Nisan 2004

Sanırım tüm işletme sahipleri ve yöneticilerin, yıllardır cevap aradıkları soru bu..! Çalışanlarımızın Performansı Neden Düşük?

Yaklaşık 4 yıldır, yüzden fazla şirketi görme, onlarca kobi’yi inceleme fırsatı buldum. Görüşmelerimde, işverenlerin yada yöneticilerin büyük çoğunluğu, çalışanlarının performanslarının düşüklüğünden, işi sahiplenmemelerinden şikayetçiydiler.

Bu yazımda, çalışanların performansına etki edebilecek dört ana nedeni sizlerle paylaşarak, konuya ışık tutmaya çalışacağım.

Performans Düşüklüğüne Etki Eden 4 Neden

1. Neden : Çalışan İşi Nasıl Yapacağını Bilmiyor

Tereddüt etmeden söyleyebiliriz ki, eğer çalışanlar işlerini nasıl yapacaklarını bilmiyorlarsa yada o iş için gerekli becerilere sahip değillerse, düşük performans sergilemelerinden daha normal bir şey olamaz.

İşletmelerin büyük çoğunluğunda, özellikle mavi yakalı (işçi) personel için oryantasyon programları uygulanmıyor. İşe yeni başlayan kişi, nasıl yapacağını bilmeden, başladığı bölümdeki arkadaşlarının desteği? ile öğrenmeye çalışıyor. Bu yolla öğrenme, (kişilerin doğru bilgileri aldığını varsayarsak) uzun sürüyor. Yani, kişinin işe adaptasyonu için geçen süre uzuyor. Ya bilgiler doğru değilse? İşte o zaman, zaten %X hatalı çalışan işletmenize hatalarınızı devam ettirsin diye, yeni bir başbelası? daha almış oluyorsunuz.

Kimi zaman, işletmeniz için yeni olan bir teknolojiye / ürüne geçiş süreciniz nedeniyle de aksaklıklar yaşayabilirsiniz. Kimse ne yapacağını bilmiyor yada bilgi yalnızca birkaç kişi de (iyi adamlar?) kalmış olabilir. Bu durumda da, kişilerin iyi performans sergilemelerini beklemek doğru olmayacaktır.

Çözümü

İşletmenize yeni başlayan tüm çalışanlara yönelik oryantasyon programları düzenleyin. Bilindiği üzere, bu programlar, kişiyi hem işletmeye (kurum kültürü), hem de işe hazırlamak üzere düzenlenir. Sonuçta, öğrenme ve adaptasyon sürecini kısaltmış olacak ve hayalini kurduğunuz kültürü işe yeni başlayanlara aşılama fırsatı bulacaksınız.

Mevcut çalışanların, işi bilmemeleri nedeniyle yaşanan performans düşüklüğünü gidermenin yolu, iş ile ilgili becerilerini geliştirmeye yönelik eğitim programları düzenlemektir. Kendi iyiliğiniz için eğitimi harcama olarak görmekten vazgeçin. Bu noktada önemli bir sözü paylaşmakta yarar görüyorum; “İşleriniz iyi gidiyorsa, eğitim bütçenizi iki katına çıkarın. Kötü gidiyorsa, dört katına..!”

2. Neden : Yapmak İstemiyor

Performansı düşüren diğer bir etmen ise, kişinin işi bilmesine rağmen, çalışmak istememesi yada kendisinden beklenen kadar çalışmaması. Bunun en önemli nedeni, motivasyon düşüklüğüdür. Kişi, kendisinden bekleneni yerine getirecek yeterli motivasyona sahip değildir.

Motivasyon düşüklüğünün yüzlerce nedeni olabilir. Genellikle nedeni, düşük performanslı kişilerin ödüllendirildiği, çok çalışanların cezalandırıldığı düşüncesidir. Bunun dışında, çalışanlar zaman zaman, kendilerine fırsat verilmediğini ya da hak ettiklerinin karşılığını alamadıklarını düşünürler.

Bundan üç hafta önce verdiğim bir seminerde, katılımcılara neden işlerini geliştirmek için çaba harcamadıklarını sorduğumda aldığım yanıtlar, pekçok işletmeye ışık tutacak nitelikteydi. Kendileri şu yanıtları verdiler;

- Söylediğimizde hiçbir şey yapılmıyor.

- Düşüncelerimize değer verilmiyor.

- Bir şey söyleyecek olsam, şefim beni azarlıyor. (İyi performansa ceza örneği)

- Ne kadar ekmek o kadar köfte.

Bu tür durumlarla karşılaşan yöneticilerin genellikle düşündükleri ilk şey, arkadaşı gönderelim yaklaşımı olmaktadır. Ancak, bu işleri daha da kötü yapmaktan başka hiçbir işe yaramaz.

Çözümü

Bu kategoride yer alan çalışanların performansını artırmak için yapılacak tek şey var. Neden öyle olduğunu öğrenin! Motivasyon içsel birşeydir. Doğrudan kişinin kendisine sorun.

Yukarıda da belirttiğimiz üzere, bu tür performans düşüklüğüne neden olan en önemli faktör, iyi performansın cezalandırılması, kötü performansın ödüllendirilmesidir. Aşağıdaki örnek size birşeyler hatırlatıyor mu?

Hülya, bölümündeki en çalışkan kişidir. Bütün işleri hem kalite hem de nicelik açısından diğer çalışma arkadaşlarından daha iyidir. Cuma öğleden sonra 15:30 ve Hülya bitirmesi gereken projeyi tamamladığını bildirmek için yöneticisinin yanına gider. Yöneticisi “ Mükemmel! Burada bir şeyler var. Hasan’ın bunları saat 17:00’ye kadar bitirmesi gerekiyordu, sanırım bitiremeyecek. İşin biter bitmez, konuyla ilgilenir misin?” diyerek, düşük performans ile çalışan arkadaşının işini de kendisine verir.

Tipik bir düşük performans ödüllendirme (Hasan işini zamanında bitiremez) ve iyi performansı cezalandırma (Zavallı Hülya, işlerini zamanından önce bitmekte ve ardından Hasan’ın arkasını toplamak durumunda kalmaktadır) örneği.

Bu durumda, çalışanı eğitime göndermek işi çözmeyecektir. Ülkemizde motivasyon düşüklüğü yaşayan kişilerin, Motivasyon Artırma Teknikleri Eğitimi’ne katılmasıyla motivasyonunun artırması beklenir. Doğal olarak artmadığında (bu programın amacı, kişilerin motivasyonunu artırmak üzere neler yapılabileceğini göstermektir), eğitim uzmanı suçlanır.

Burada çözüm, doğrudan kişiyle görüşerek, problemin arkasındaki nedenleri ortaya çıkarmak olmalıdır.

3. Neden : Hayatı Buna Bağlı Olsa Bile Yapamaz

Düşük performansın nedenlerinden olan bu 3. kategoride, çalışanların bu işi yapmak için gerekli özelliklere sahip olmadıklarını görürüz. Herhangi bir nedenden dolayı, iş kişinin beceri ve kabiliyetlerine uymamaktadır. Bu, kişinin aptal olduğu anlamına gelmez, hepimizin kuvvetli ve zayıf yanlarımız vardır. Bu çalışana, işlerini nasıl yapmaları gerektiği konusunda eğitimler verilmesine, hatta yöneticisi tarafından yol gösterilmesine rağmen, performans düşüklüğü devam etmektedir. Kişi, yanlış iştedir.

Örnek : Dışadönük, kapalı alanda çalışmayı sevmeyen bir kişinin, muhasebede çalışması...

Çözümü

Bu problemi önlemenin yolu, işe alım mülakatlarının en başında, kişinin yapacağı iş için sahip olması gereken özellikleri açıkça tanımlamak ve iyi performans için adayın beceri, kabiliyet ve deneyimini yeterince ölçecek görüşmeler yapmaktır.

Aksi halde, hem çalışan hem de işveren, ortaya çıkan durumdan memnun olmayacaktır.

4. Neden : Dışsal Faktörlerin Etkisi (İklim)

Dördüncü kategoride, kişi motive olmuş, işini en iyi şekilde yapmak istemekte, en iyisini yapmaya çalışmaktadır. Ancak, bazı dışsal nedenlerle iyi performans gösterememektedir.

Dışsal nedenler neler olabilir?

Bunlar, amirinden kaynaklanan nedenler, zayıf ışıklandırma, havalandırma yetersizliği, ısı uygunsuzluğu, telefon sisteminin uygunsuzluğu, sık sık bilgisayarın arızalanması, sistem problemleri, prosedürlerin işleri zorlaştırması, gereğinden fazla bürokrasi vb. olabilir.

Bu olumsuzluklar, çalışanın tüm çabalarına rağmen yeterli performans sergileyememesine, dolayısıyla, çift yönlü memnuniyetsizliğe yol açacaktır.

Çözümü

Burada da, neler olduğunu öğrenmenin tek yolu çalışan ile konuşmaktır. Dışsal faktörlerden kaynaklanan problemlerde (özelliğine bağlı olarak), en az birkaç kişi birden etkilenmektedir. Bu nedenle, dördüncü kategorideki performans düşüklüğünün çözümü konusunda, İnsan Kaynakları Departmanı’nın dışında da sıkça desteğe ihtiyaç vardır.

Bu noktada, Üçge A.Ş.’de çalıştığım dönemde, gerçekleştirdiğimiz aKTİFmOLA uygulamasını sizlere önerebilirim. Her hafta Çarşamba saat 08:30’da idari ve üretim personeli ile yaptığımız görüşmeler ile pekçok bilgiye ulaşabilmekteydik. Çıkan sonuçları raporlayarak, üst yönetime sunuyor ve uygulanabilir çözüm yolları tespit ederek, gerekli iyileştirmeleri gerçekleştiriyorduk. Her hafta farklı bölümlerden, farklı kişilerin katılımı ile gerçekleştirdiğimiz bu uygulama, insanların hem ürettikleri hem de simit-çay keyfi yaptıkları bir ortamı sağlaması nedeniyle, aKTİFmOLA olarak anılmaktaydı.

...

Yukarıda saydığım nedenleri ve çözümleri dikkatlice gözden geçirerek, gerekli adımları atabilirsiniz. Ancak, ihtiyaç duyduğunuz durumda profesyonel olarak bu konularda çözüm geliştiren, dışarıdan işletmenizi gözleyebilecek uzman ve danışmanlara başvurmanızı tavsiye ediyorum. Bu kişiler, size taze bir bakış açısı kazandırabilirler.

Motivasyonunuz yüksek, molalarınız aktif olsun.

Ergün Güler

    (freeright)  serbest hak, motivasyon.org    (Ergün Güler, 2002-2008)

Başa dön