aktifmola etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aktifmola etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2009 Çarşamba

Aşk'ın "Şems" karakterinden 10 iş kuralı



Elif Şafak'ın 'Aşk' isimli kitabını okudum geçtiğimiz hafta. Yazarın, Ella ve Aziz'in aşkını Şems ve Mevlana üzerinden paylaşması, dünyevi aşkı ilahi aşka atıflarla şekillendirmesi; keyifle okunabilen bir romanı, dersler çıkarılacak bir kaynak kitaba dönüştürmüş.

Aşk'ın en önemli kahramanlarından biri olan Şems'in "kırk kuralı"ndan alınacak çokça ders var. Bunlar arasından, iş dünyası için de geçerli olabilecek "on kuralı" sizinle paylaşmak istedim.

1. Etkin iletişim kur
Şems, Altıncı Kural: Şu dünyadaki çatışma, önyargı ve husumetlerin çoğu, dilden kaynaklanır. Sen sen ol, kelimelere fazla takılma. Aşk konusunda dil zaten hükmünü yitirir. Aşık dilsiz olur.

2. Sabırlı ol
Şems, Dokuzuncu Kural: Sabretmek, öylece durup beklemek değil, ileri görüşlü olmak demektir. Sabır nedir? Dikene bakıp gülü, geceye bakıp gündüzü tahayyül edebilmektir. Allah aşıkları, sabrı gülbeşeker gibi tatlı tatlı emer, hazmeder. Ve bilirler ki, gökteki ayın hilalden dolunaya varması için zaman gerekir.

3. Değişim istiyorsan, zor olacağını baştan kabul et
Şems, Onbirinci Kural: Ebe bilir ki sancı çekilmeden doğum olmaz, ana rahminden bebeğe yol açılmaz. Senden yepyeni ve taptaze bir sen zuhur edebilmesi için zorluklara, sancılara hazır olman gerekir.
Şems, Ondördüncü Kural: Hakk'ın karşına çıkardığı değişimlere direnmek yerine, teslim ol. Bırak hayat sana rağmen değil, seninle beraber aksın. Düzenim bozulur, hayatımın altı üstüne gelir diye endişe etme. Nereden biliyorsun, hayatın altının üstünden daha iyi olmayacağını?

4. Harekete geç
Şems, Yirminci Kural: Yolun ucunun nereye varacağını düşünmek, beyhude bir çabadan ibarettir. Sen sadece atacağın ilk adımı düşünmekle yükümlüsün. Gerisi zaten kendiliğinden gelir.

5. Farklılıkları anla ve saygı göster
Şems, Yirmibirinci Kural: Hepimiz farklı sıfatlarla sıfatlandırıldık. Şayet Allah herkesin tıpa tıp aynı olmasını isteseydi, hiç şüphesiz öyle yapardı. Farklılıklara saygı göstermemek, kendi doğrularını başkalarına dayatmaya kalkmak, Hakk'ın mukaddes nizamına saygısızlık etmektir.

6. Düşünce ve eylemde aşırılığa kaçma
Şems, Yirmiüçüncü Kural: Yaşadığımız hayat, elimize tutuşturulmuş rengarenk ve emanet bir oyuncaktan ibaret. Kimisi, oyuncağı o kadar ciddiye alır ki ağlar, perişan olur onun için. Kimisi, eline alır almaz şöyle bir kurcalar oyuncağı, kırar ve atar. Ya aşırı kıymet verir ya kıymet bilmeyiz. Aşırılıklardan uzak dur. Sufi ne ifrattadır ne tefritte. Sufi daima orta yerde…

7. Yalnızca yaşadığın anın önemli olduğunu unutma
Şems, Yirmisekizinci Kural: Geçmiş, zihinlerimizi kaplayan bir sis bulutundan ibaret. Gelecek ise başlı başına bir hayal perdesi. Ne geleceğimizi bilebilir ne geçmişimizi değiştirebiliriz. Sufi, daima şu anın hakikatini yaşar.

8. Bireyselliğini önemse
Şems, Yirmidokuzuncu Kural: Kader, hayatımızın önceden çizilmiş olması demek değildir. Bu sebepten, "Ne yapalım, kaderimiz böyle"deyip boyun bükmek, cehalet göstergesidir. Kader yolun tamamını değil, sadece yol ayrımlarını verir. Güzergah bellidir ama tüm dönemeç ve sapaklar yolcuya aittir. Öyleyse ne hayatının hakimisin ne de hayat karşısında çaresizsin.

9. Asla vazgeçme, kendini yenile
Şems, Otuzsekizinci Kural: "Yaşadığım hayatı değiştirmeye, kendimi dönüştürmeye hazır mıyım?" diye sormak için hiçbir zaman geç değil. Kaç yaşında olursak olalım, başımızdan ne geçmiş olursa olsun, tamamen yenilenmek mümkün. Tek bir gün bile öncekinin tıpa tıp tekrarıysa, yazık! Her an, her nefeste yenilenmeli. Yepyeni bir yaşama doğmak için ölmeden önce ölmeli.

10. Bütünü gör ve kendini muhteşem akışa bırak
Şems, Otuzdokuzuncu Kural: Noktalar sürekli değişse de bütün aynıdır. Bu dünyadan giden her hırsız için bir hırsız daha doğar. Ölen her dürüst insanın yerini bir dürüst insan alır. Hem bütün hiçbir zaman bozulmaz. Her şey yerli yerinde kalır, merkezinde… Hem de bir günden bir güne hiçbir şey aynı olmaz. Ölen her sufi için bir sufi daha doğar.

Tüm bunların üstüne, bir kural da benden olsun.
11. Yüzünüz hep gülsün.

7 Aralık 2008 Pazar

Basit Yaşamak

Harika bir şiiri çok uzun bir aradan sonra, yeniden paylaşıyorum. Şairinden hepimiz adına özür dileyerek.

Düş Hekimi Yalçın Ergir'in şiirinin Nazım Hikmet'e ait olduğunu varsaydık, sorgulamadan. Hem şiirin hem de şairin kaynağına ulaşmış olmaktan dolayı çok keyifliyim.

Motivasyon.org'u blog yapısına dönüştürdüğümde, şahsıma ait makalelerle ilgili sitemimi ifade eden geniş bir yazı yazmıştım. Benzer bir hatayı bizler de yapmışız zamanında.

Google'a Basit Yaşamak yazdığınızda, açılan önerilerde Nazım Hikmet'i görürsünüz. Araştırmadan, alıntıya yer vermeden yapılan yayınların, emek sahibini nasıl üzdüğünü iyi bilirim.

Bu nedenle, önce Yalçın Bey'in açıklamasına, sonra da şiirine yer veriyorum.

Yüzünüz hep gülsün.

Ergün Güler

***

Kara mziah ile Düş Hekimi Yalçın Ergir'in yazısı...

Basit yaşayacaksın basit

Saatin, sadece saati gösterecek; öyle Nazım usta zamanındaki gibi digital sensorleri, göstergeleri vs olmayacak.

Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın. Oyunlar oynamayacak, fotoğraf çekmeyecek;

GPRS ile internette surf yapmak için kullanmayacaksın.
Küçü bir not defteri olacak "bilgini" en hızlı "sayan". Hele 1956 model hiç olmayacak bilgisayarın.

Basit yaşayacaksın, basit.
Nazım ustanın tüm eserlerini bilmeden ortaya atlamayacak kadar basit...

Buraya tıklayıp, kaynağa doğrudan ulaşın...

***

Şiirin aslı...

BASİT YAŞAMAK

Basit yaşayacaksın.

Mesela susayınca su içecek kadar basit.
Dört çıkacak, ikiyi ikiyle çarptığında.

Tek düğmesi olacak elindeki cihazın;
tek bir düğme, tek bir cümle gibi;
sevince lafı dolandırmadan söylediğin
“seni seviyorum” gibi.

Basit bir öpücük yetecek sana;
basit sıcak bir öpücük
ve o öpücükle dolacak tüm günlerin, tüm düşlerin.
O öpücük için yapacaksın hayatının kavgasını,
o öpücük için yiyeceksin hayatının dayağını.

Kabak çekirdeği verecek sana
rakamların veremediği mutluluğu.

El yazısıyla yazılmış eğri büğrü bir mektup olacak
en değerli kağıdın;
hep yanında taşıdığın,
atmaya kıyamadığın.

İki harekette giyiniverecek,
iki harekette soyunuvereceksin.
Kısacık olacak uyanman
ve yola çıkman arasında geçen süre;
kısacık olacak
sıcacık kollara dolanman
ve yolculuklara çıkman arasında geçen süre.

Kendin bile anlayabileceksin yazdıklarını;
bakışların bile anlatabilecek kendini.

Beklentilerin de basit olacak.
Kaf Dağı’nın önünde bekleyecek mutluluklar.
Bir ıslıkta bulabileceksin en uzun dostluk romanını;
ya da bir damla gözyaşı yaşatacak sana
en ucuz aşk romanını.

Pankreasının sağlığına dua edeceksin kapatırken gözlerini.
Zafer işareti yapacaksın tuvaletten çıkarken.

Bir kaşarlı tost olacak aradığın
nasıl oturacağını bilemediğin sofrada;
parmakların olacak en kıymetli çatalın.
Yine, aynı parmaklar çözecek en karmaşık denklemleri.
İskender’in kılıcı duracak avukat rehberinin yanında.

Bir filarmoni orkestrası veremeyecek sana
kontrplak bir gitarda, doğru basılmış bir
“fa diyez”in mutluluğunu.

Makyajın ilk “a” sına kadar bilmen yetecek.
Temizlik kokacak en pahalı parfümün

“Bilmiyorum” diyebileceksin bilmediğinde
ve çok normal olacak onu da bilmeyişin.
Tek dereden su getirmen yetecek,
bir “istemiyorum” diyebilmeye.

Ne durduğu fark etmeyecek abanın altında.

Saatin, sadece saati gösterecek;
Telefonunu sadece telefon etmek için kullanacaksın.
Küçük bir not defteri olacak bilgini en hızlı sayan.

Basit yaşayacaksın, basit.
Sanki yaşamın bir gün sona erecekmiş gibi

basit...

düş hekimi yalçın ergir

11 Temmuz 2007 Çarşamba

Koşmanız Gerektiğini Unutmayın

“Afrika’da her sabah bir ceylan uyanır.
En hızlı koşan aslandan daha hızlı koşması gerektiğini,
Yoksa öleceğini bilir.

Afrika’da her sabah bir aslan uyanır.
En yavaş ceylandan daha hızlı koşması gerektiğini,
Yoksa aç kalacağını bilir.

Aslan ya da ceylan olmanızın bir önemi yok.
Yeter ki, güneş doğduğunda, koşuyor olmanız gerektiğini bilin.”

Yaşamın Yankısı

Bir adam ve oğlu ormanda yürüyüş yapıyorlarmış. Birden oğlan takılıp düşüyor ve canı yanıp “AHHHHH” diye bağırıyor. İleride bir dağın tepesinden “AHHHHH” diye bir ses duyuyor ve şaşırıyor. Merak ediyor ve “SEN KİMSİN?” diye bağırıyor. Aldığı cevap “SEN KİMSİN?” oluyor. Aldığı cevaba kızıp “SEN BİR KORKAKSIN” diye tekrar bağırıyor. Dağdan gelen ses “SEN BİR KORKAKSIN” diye cevap veriyor.

Çocuk babasına dönüp “BABA NE OLUYOR BÖYLE?” diye soruyor. “OĞLUM” diyor adam, DİNLE VE ÖĞREN!” ve dağa dönüp “SANA HAYRANIM” diye bağırıyor. Gelen cevap “SANA HAYRANIM!” oluyor. Baba tekrar bağırıyor, “SEN MUHTEŞEMSİN!” Gelen cevap ; “SEN MUHTEŞEMSİN!” Oğlan çok şaşırıyor, ama halen ne olduğunu anlayamıyor.

Babası açıklamasını yapıyor, “Insanlar buna “Yankı” derler, ama aslında bu “Yaşam”dır”. Yaşam daima sana, senin verdiklerini geri verir. Yaşam yaptığımız davranışların aynasıdır. Daha fazla sevgi istediğin zaman daha çok sev! Daha fazla şevkat istediğinde, daha şevkatli ol! Saygı istiyorsan insanlara daha çok saygı duy. İnsanların sabırlı olmasını istiyorsan sen de daha sabırlı olmayı öğren. Bu kural yaşamımızın bir parçasıdır, her kesiti için geçerlidir.”

Yaşam bir tesadüf değil, yaptıklarınızın aynada bir yansımasıdır.

İnsanları Önemseyin

Okuldaki ikinci ayımda, hocamız test sorularını dağıttı. Ben okulun en iyi öğrencilerinden biriydim. Son soruya kadar soluk almadan geldim ve orada çakıldım kaldım. Son soru şöyleydi:
- "Her gün okulu temizleyen hademe kadının ilk adı nedir?.."
Bu herhalde bir çeşit şaka olmalıydı. Kadını yerleri silerken hemen her gün görüyordum. Uzun boylu, siyah saçlı bir kadındı. 50'lerinde falan olmalıydı. Ama adını nereden bilecektim ki!.. Son soruyu yanıtsız bırakıp kağıdı teslim ettim. Süre biterken bir öğrenci, son sorunun test sonuçlarına dahil olup olmadığını sordu.

- "Tabii dahil" dedi, hocamız ... "İş yaşamınız boyunca insanlarla karşılaşacaksınız. Hepsi birbirinden farklı insanlar. Ama hepsi sizin ilginiz ve dikkatinizi hakkeden insanlar bunlar. Onlara sadece gülümsemeniz ve `Merhaba' demeniz gerekse bile..."

Bu dersi hayatım boyunca unutmadım. O hademenin adı da ... Sümbül idi.

Olumsuz Mesajları Almayın

Birgün kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmıs. Bir sürü kurbaga da arkadaslarını seyretmek için toplanmıslar. Ve yarıs baslamıs. Gerçekte seyirciler arasında hiçbiri yarısmacılarin kulenin tepesine çikabilecegine inanmiyormus. Sadece su sesler duyulabiliyormus:

"Zavallilar! Hiçbir zaman basaramayacaklar!" Yarısmaya baslayan kurbagalar kulenin tepesine ulasamayınca teker teker yarısı bırakmaya baslamıslar. Içlerinden sadece bir tanesi inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalısıyormus.

Seyirciler bagırıyorlarmıs: "Zavallılar! Hiçbir zaman basaramayacaklar!" Sonunda, bir tanesi hariç, diger kurbagaların hepsinin ümitleri kırılmıs ve bırakmıslar. Ama kalan son kurbaga büyük bir gayret ile mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı basarmıs.

Digerleri hayret içinde bu isi nasıl basardıgını ögrenmek istemisler. Bir kurbaga ona yaklasmıs ve sormus bu ısı nasıl basardın diye. O anda farkına varmıslar ki ... Kuleye çıkan kurbaga sagırmıs!

****Olumsuz düsünen insanları duymayın... Onlar kalbinizdeki ümitleri çalarlar!

Sonuç: Rüyalarınızı gerçeklestiremeyeceginizi söyleyenlere karsı her zaman sagır olun ve saglıkla kalın!

Mutluluğun Sırrı

Genç adam babasına mutluluğun sırrını sorar. "Pencerenin yanına git, dışarı bak ve bana neler gördüğünü ve gördüklerinin sana ne hissettirdiğini söyle" der babası. "Sokağı, dolaşan, gülen, tartışan, alışveriş yapan, birbirine sarılan, kavga eden insanları görüyorum.

Gördüklerim dışarıda bir yaşam olduğunu düşündürtüyor ve kendimi iyi hissediyorum." diye cevap verir genç adam. Babası tekrar sorar: "Şimdi aynanın karşısına git. Gördüklerini ve hislerini bana söyle." "Doğal olarak kendimi görüyorum ve sadece kendimi gördüğüm için yalnız hissediyorum." der genç adam kafası biraz karışmış olarak. "İki seferde de bir cam parçasına bakıyordun. Bana aradaki farkı
söyleyebilir misin?" diye sorar yaşlı adam. "Birincisinde dışarısını ve insanları görmemi sağlayan temiz bir camdan bakıyordum, ikincisinde ise kendi görüntümü bana yansıtan arkası sırla kaplı bir camdan bakıyordum."

"İşte evladım, mutluluğun sırrı da burada yatar: Eğer dışarıdaki insanlar ve kendi arana sırrın girmesine izin verirsen kendini görürsün."

Sevgi, Size Başarı ve Zenginlik Getirecektir

Bir kadın evinden çıktı , evinin önünde beyaz, uzun sakalları olan 3 yaşlı adam gördü. Onlara :

"Sizi tanımıyorum ama aç olmalısınız. Lütfen evime buyurun ve bir şeyler yiyin." dedi.
"Kocanız evde mi?", diye sordular.
"Hayır", dedi, kadın."Dışarıda."
"O zaman giremeyiz", dediler.
Akşamleyin kocası eve geldiğinde kadın olanları ona anlattı.Kocası :

"Onlara eve geldiğimi söyle ve Onları eve davet et", dedi. Kadın dışarı çıktı ve yaşlı adamları davet etti.
"Biz bir eve hep beraber girmeyiz", dediler. Kadın:
"Neden?" dedi. Yaşlı adamlardan biri cevap verdi :
"Onun adi 'Zenginliktir", dedi, arkadaşlarından birini göstererek. Ve bir diğerini
göstererek "Onun da adi 'Başarı' dır, ve ben de 'Sevgiyim." Ve ekledi:"şimdi eşinle konuş ve hangimizi evinize davet edeceğinize karar verin", dedi. Kadın eve
girdi ve olanları kocasına anlattı. Kocası çok sevindi.
"Ne kadar harika", dedi. "Zenginliği davet edelim, gelsin ve evimize zenginlikle
doldursun", dedi. Kadın:
" Neden başarıyı davet etmiyoruz? dedi. O sırada onları dinlemekte olan kızları "Sevgiyi davet etsek daha iyi olmaz mi?", diye sordu. "O zaman evimiz sevgiyle dolar." Adam:
"Bence kızımızın tavsiyesine uyalım", dedi."Dışarı çık ve Sevgiyi davet et, Sevgi bizim misafirimiz olsun", dedi.
Kadın dışarı çıktı ve Sevgiyi seçtiklerini söyledi ve Sevgiyi evlerine davet etti.Sevgi kalktı ve eve doğru yürümeye başladı. Diğer iki arkadaşı da kalktı ve onu takip ettiler. Kadın büyük bir şaşkınlıkla:

"Ben sadece sevgiyi davet ettim, siz neden geliyorsunuz?" , diye sordu. Yaşlı adam cevap verdi:

"Eğer siz Zenginlik veya Başarıyı davet etmiş olsaydınız, diğer ikimiz kalacaktık, ama siz beni [Sevgiyi] davet ettiğiniz için, Ben nereye gidersem, Başarı ve zenginlik de benimle gelir."

Çalışmanı Takdir Ediyorum

Her şey Washington, Everett’de proje ekibim çalışma sistemlerimizden birini uygularken başladı. Bir sabah yanımda çalışanlardan biriyle araba parkında yürürken yerde bir onluk bulup aldım. Parayı elemanıma verip şakayla karışık “Bu, çabalarına karşılık ihtiyari bir hediye” dedim. Parayı cebine koydu ve teşekkür etti.

Yaklaşık altı ay sonra, yine aynı elemanımla bur sefer Kaliforniya Alamitos’da yürüyorduk ve bir onluk daha bulup parayı yine ona verdim.

Daha sonra bir nedenle bürosuna gittiğimde ona verdiğim paraları bir kağıt üzerine yapıştırmış olduğunu gördüm. Bunları, işini iyi yapmasının takdir edildiğinin kanıtı olarak sergilediğini söyledi.

Gururla sergilenen paraları gören çalışanlar kendilerine neden bozuk para vermediğimi sormaya başladılar. Böylece, bunları ödül olarak değil, takdir edildiklerini bilmeleri için verdiğimi açıklayarak bozuk para dağıtmaya başladım. Kısa süre sonra, o kadar çok insan bozuk para istemeye başladı ki bir kutu tasarlamak zorunda kaldım. Önünde tek bozuk paralık bir yer vardı ve yanında “Çalışmanı takdir ediyorum!” yazıyordu. Kutunun arkasında da 30 paralık daha yer bulunuyordu ve “Başarıların kayda değer!” yazılıydı.

Bir seferide bir çalışanımın bir şeyi doğru yaptığını görerek onu takdir etmek istedim, ama yanımda onluk yoktu, onun için bütün para verdim. Aynı gün geç saatlerde, elemanım bana uğrayıp paranın üstünü getirdi.

“Bozuk Para İtibar Ödülü” böyle doğdu ve örgütümüzde anlamlı bir takdir kaynağı haline geldi.

Gary Hruska

Önyargı

Uzaklarda bir köyde, kocasi, çocugu dogmadan ölmüs, tek basina yasayan hamile bir kadin kendisine arkadas olmasi açisindan dagda yarali olarak buldugu bir gelincigi evinde beslemeye baslar. Gelincik kadinin yanindan bir an bile ayrilmaz. Her ne kadar evcil bir hayvan olmasada, oldukça uysaldir.

Bir kaç ay sonra kadinin çocugu dogar. Tek basina tüm zorluklara gögüs germek ve yavrusuna bakmak zorundadir. Günler geçer ve kadin bir gün bir kaç dakikaligina da olsa evden ayrilmak ve yavrusunu evde birakmak zorunda kalir...

Gelincikle bebek evde yalniz kalmislardir.Aradan biraz zaman geçer ve anne eve gelir. Gelincigi ve kanli agzini görür. Anne çildirmisçasina gelincige saldirir ve oracikta öldürür hayvani. Tam o sirada içerdeki odadan bir bebek sesi duyulur.Anne odaya yönelir...

Ve odada besigi, besigin içindeki bebegi ve bebegin yaninda duran parçalanmis bir yilani görür.Einstein'in söyledigi rivayet edilen bir söz var. "insanlardaki önyargiyi parçalamak benim atomu parçalamamdan çok daha zor"

Mutluluk

Bir kral sabah gezintisi sırasında bir dilenciye rastlar. "Dile benden ne dilersen" der. Dilenci güler ve "Sanki dileğimi gerçekleştirebilecekmiş gibi soruyorsunuz." diye yanıtlar. Kral alınır ve söyleşi koyulaşır.

Pek tabii her dediğini yerine getirebilirim. Sen söyle hele, ne istiyorsun?
Söz vermeden önce iki kez düşünün kralım.
Dilenci sıradan bir dilenci değildir. Kralın ilk yaşantısında öğretmeni olmuştur. Ve ona şu sözü vermiştir : "Bundan sonraki yaşantında tekrar karşına çıkıp seni uyaracağım." Kral olayı unutmuştur. Zaten geçmişi hangimiz noktasına virgülüne kadar anımsayabiliriz ki? Birlikte yaşlanan kişilerin bile anıları farklıdır. Bu nedenle kral bastırır:

Ne istersen verebilirim. Ben güçlü bir Kralım. Yerine getiremeyeceğim hiçbir dileğin olamaz. Bunun üzerine dilenci, çanağını uzatır:
Şu çanağı herhangi bir şeyle doldurabilir misiniz? diye sorar.
Kral kahkaha atar ve vezirine çanağı altınla doldurmasını emreder. Çanak dolup taşmakta ama anında boşalmaktadır. Paralar buhar olup uçmaktadır sanki. Kralın onuru kırılır. Bir dilenci çanağını dolduramadığı kulaktan kulağa yayılır. Giderek pırlantalar, elmaslar, yakutlar akıtılır çanağa. Ne var ki çanağın dibi yoktur sanki. Yer yutar ama boş kalır. Kral yenik düşmüştür. Dilenciye yakarır :

Tamam, sen kazandın. Dileğini yerine getiremedim ama ne olur bana çanağın neden yapılmış olduğunu itiraf et.
Çok basit, diye yanıtlar dilenci. İnsan dimağından yapılmıştır.
Yani insanın arzu ve isteklerinden. Doymak bilmez oluşu bundandır. Bu gerçeği bir kez kavrarsan yaşantın değişir. İstek nedir ki! İstek ulaşılana kadar, belli bir süre heyecan veren bir duygudur. Örneğin; bir araba istersin... Bir yat... Ev...Eş! Tek tek her birini elde ettiğinde, tümü anlamını yitirir. Neden? Çünkü beynin, aklın onları dışlar. Araba garajdadır ve artık istek uyandırmamaktadır. Heyecan, onu elde ettiğinde sönüp gitmiştir. Kadın yatağında, para cebindeyse, onlara erişmek için katlandığın yoğun istek yok oluverir. Gene boşluğa düşer, yeni bir istek yaratmak zorunda kalırsın. İstek doyumsuzluk uyandırır ve giderek dilenci olursun. Bir istekten bir diğerine çırpınıp durursun. Amacına ulaşır ulaşmaz bir yenisini yaratırsın. İsteğin bu yönünü kavradığında hayatının dönüm noktasındasın demektir. Sürekli yolculuk hali iyi sonuç vermez. Geri dön... Evine dön... Seni mutlu edecek ögeleri dışında değil, kendi içinde ara!

    (freeright)  serbest hak, motivasyon.org    (Ergün Güler, 2002-2008)

Başa dön